Wednesday, 26 March 2014

Tavsiye Evi'nde olmak bir Ayrıcalık !!!


Bu yazımda yazmazsam olmaz dediklerimden biri ve belki de benim için en yer dolduranı :) Bu sefer bir Melek olarak katıldığım ve gördüklerimden etkilendiğim ve Türkiye'de ilk defa karşılaştığım bu etkinliği sizlerle de paylaşmak istedim.
Çoğu kadın evine alacağı bir ürün için günlerce internet sayfası dolanır, olmadı alış-veriş merkezlerine tıkılır mağaza mağaza dolaşır, gene olmadı kulaktan kulağa duyduğu bilgi ve başkalarının deneyimleri ile bir çıkarımda bulunmaya çalışır ki, o da eğer kişi bunlara inanarak yada itibar edecekse bir işe yarar. Eğer çok daha detaycı ve sağlamcı iseniz bu yollarla da bir şey almak bazen kahra dönüşür çoğumuz için.
Daha önceden söylerseler, herhalde bir düşünüp duraklardım "Ne demek şimdi bu diye"... Bugün yaşayınca öğrendim ki, görerek, deneyerek, bire bir bilgi alarak, başka gözlemcilerle de değerlendirme yaparak bir karar almanız sizlere çok daha başka bir konfor sunuyor.
Bu yüzden herkese bir tavsiye; mutlaka Tavsiye Evi ile tanışmalısınız.... :)

Tuesday, 25 March 2014

Bir gün Bir DEHB'li ile nasıl geçer dersiniz? * Ölmeden önce yapılması gereken şeylerin arasında imiş* Benden söylemesi...

Düne kadar yanlış bilinenlerin aksine bugün bakın sizlere Sevgili Elgiz Henden'den DEHB yani Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ile ilgili neler anlatacağım.
Genelde çocuklarda daha sık görülen ve büyüklerde bir bastırılmışlık yada artık bir alışkanlık halini alan bu durum aslında düzgün bir ifade ve davranış biçimi geliştirildiğinde kontrol altına alınabilmeyi ve de hayatı çok zorlanmadan yaşamayı sizlere sunuyor.
Biyolojik olarak bazı nöronların eksik olması ve hayat boyu bu kalıcılığın ortadan kalkmaması ile görülen bir durum olarak ortaya çıkar. Normlara uygun olarak tasvir edilen insanların dışında beyinde bir düşünce veya eylem uzun süreli yer almaz. Yani normal insanların bütün gün düşünüp yapabilecekleri şeyleri DEHB'li olanlar sabah uyandıkları saatten kahvaltı öncesine kadar çoktan yaparak birkaç adımdan fazla yol alarak güne başlamış oluyorlar.
Düşünün ki, beynimize yerleştirilmiş 100 tane televizyon var. Norm insan olarak tabir edilen normal insanlarda bu 100 ekranda aynı görüntüyü alırken, DEHB'li olan kişilerde bu 100 ekranın 80-90'nında farklı görüntülerle karşılaşıyorsunuz. Çünkü onlar kendilerinden beklenenden öte birçok emareyi aynı anda göstererek hiçbirimizin yapamayacağı şekilde beyinlerini kullanıyorlar. Bu yüzden de değerli hocam Elgiz Hanım der ki, "ölmeden önce mutlaka bir gün geçirmelisiniz onlarla...." hayatı bir başka anlamlandırmak için....

Thursday, 20 March 2014

Süt Oğlum Uraz'ım !!!

İşte en zor olan kelimelerle tariflemeye yetmeyecek büyüklükteki varlıkları, saflığı ve annesinin deyimiyle "Şimdi yaşama sırası sende çocuk..." diye tarifleneni anlatmak....

Bazı insanlar özeldir, neden özeldir dememizin altında yatan o kişinin sana bazen canından bazen kanından bazen de senden ve her şeyden biraz biraz parçalar bulmanı sağlayan ve aynı et ve tırnaktanmış gibi sahiplenmeye çalışmaktan öte gelmekten diye düşünürüm. Hele bu insanlara verilmiş hediyelerden biriyse CAN'dan CAN, o CAN'a kim kurban olmaz ki kim...

Dostluğuna, insanlığına, arkadaşlığına ve samimiyetine inandığım bazen bir kardeş, bazen gerçek bir dost, bazen olabilecek her şey ama özünde gerçek bir CAN olan Sezen'im ve süt oğlum Uraz'ım...

Bu süt oğlan nereden çıktı derseniz de, ona da verilecek bir cevabım var elbette :) AFL mezun tayfasından olan kocam ve aynı dönem arkadaşları arasında yer alan Kamil'in akla gelen fikirleriydi. Biz de Sezen'le bu fikrin elçileri ve uygulayıcıları olduk. Bence güzelde oldu ve Ali Kerem'ime bir kardeş daha gelmiş oldu :)

Bizim hikaye böyle başladı. Şimdilerde süt kardeşler nasıllar derseniz, aralarında 4 ay var, öpüyor öpüyor seviyor seviyor diye Uraz'ın ilk başta ısırmalarını tasvirleyen Sezen, şimdilerde süt kardeşlerin ara sıra hırçınlaşmalarına olacak o kadar diyor. Eskiye göre oğlumda artık biraz akıllandı tabi, eskisi gibi ye tokadı otur aşağı yapmıyor. Boyumuzda uzayınca ara sıra kafadan küt küt giriyor. Allah'tan dayanıklı bir süt oğlan var ki, o da mız mız değil, tatlı canlı değil, umursamıyor bile :):):)

Ama sanırım Süt Kardeşlerden Uraz'ımızın doğum günü bir milat oldu ki aralarında artık ikisi de can ciğer kuzu sarması gördüğünüz gibi :)



Tabi son olarak da bir Doğum Günü Kutlaması yapmadan geçmeyelim :) İyi ki varsın SÜT KARDEŞ, iyi ki varsın SÜT OĞLAN!!! Seni Çoooooookkkkk Seviyoruz.....Tabi seni yapan ana babayı da :)





Sevgiler...
Şuh-i Fidan

Süt Oğlumun Doğum Günü Pastası !!! Ben yaptım İşte :)

Merhabalar,

Bu paylaşım herhalde şimdiye kadarkilerin içinde bir başka anlamlı, duygu yüklü hem de el hamurundan çıkma bir başka paylaşımım olacak :)

Çok ama çok istediğim MSA'daki (Mutfak Sanatları Akademisi) Kutlama Pastası Workshop Etkinliğine bir bilet almış ve 12 Mart'taki bu etkinlik için kaydımı yaptırmıştım. Bkz.  Çok heyecanlı ve mutluydum açıkçası neler yapabileceğimi görmek ve bu workshop'un sonunda hazırladığım pastanın da süt oğlum Uraz'ımın pastası olacağı da heyecanıma heyecan katmıştı.

Bir taraftan nasıl bir şeyler çıkacak acaba diye düşünürken bir taraftan da çok özel bir gün olan Süt Oğlumun Doğum Günü pastasına kalkışmanın ve ortaya çıkacak olan pastanın o güne yakışıp yakışmayacağının ve beğenilip beğenilmeyeceğinin kaygısına düşmüştüm.

Neticede tek bir hedefim vardı, kilolarca yiyerek tüketebilecek kadar çok sevdiğim şeker hamuru ile birebir yoğurulup, açılıp saçılarak şekiller verilecek olan pastanın o gün herkes tarafından beğenilerek, benim de güzel yorumlar almaktan ve şevkimi kırmadan bu işe el atarak devam etmekten başka bir hedefim yoktu.

Mutfakta olmak, bu işlerle yoğrulmak, sadece sonuca konsantre olup, hayatın genel koşturmacalarından bir nebzede olsa uzak kalmak açıkçası beni oldukça rahatlatıyor. Hele bir de bunları gerçek saflıkta bir varlığa armağan edebilmek ve onu bağrına basmak ve onun için bir şeyler yapmaktan da ötesi yoksa....

.....

Ve beklenen gün geldi... Sonrasında bakın neler oldu ?

Monday, 17 March 2014

Sevgili shemellon- Gonca Çetinkaya'ya yani ikinci "BEN"e Blog'um-Header'ım ve Her şey için Sonsuz Teşekkürler :):):)

Bugün bana çok özel birine yazıyorum.
Blog işlerine girdim gireli gördüm ki, ne kadar eli yüzü düzgün, güzel bir headerlı ve formatlı blog varsa insan meraklanıp, içine girip, girdikçe de çıkası gelmiyor. Ben nasıl bir şeyler yapabilirim dedim ve gönül dostum benim tatlı hikayem bloğun sahibi Yeliz Uzunoğlu Küçükkoner arkadaşımdan bloğunu nasıl düzenlediğini öğreneyim dedim. Sağolsun oda bana shemellon aracılığıyla sadece kedi ve köpek maması karşılığında bir blok headerı ve düzenlemesi yapan bir tanıdığını önerdi. Açıkçası benden mutlusu yoktu. Bu işi sadece kedi ve köpeklere adayarak, gönül verip yapan bu kişiye çok da imrenmiştim doğrusu…
Bunların üzerine shemellon üzerinden gayet samimi ve içten bir dille blog düzenlemem için Sevgili Gonca Hanım’la irtibata geçerek bir mail attım. İhtiyacı olan bir aileye sadece mama alarak yardım ettim ve sonrasını işte gelin bir de benden dinleyin :) 
……..
Bir sabah uyanırsınız ve içinize türlü türlü umutlar doğar. Siz bu içinizdekileri bazen gerçekleştirme fırsatı bulursunuz bazen de başkaları bulur. Ama hiç düşünmezsiniz ki, o sırada sizinle kimler bütünleşmiştir. İşte ben bunu bir salı sabahı yaşadım. Gonca Hanım bana ilk mesajını atıp, hadi Fidan başlayalım bloğunu düzenlemeye ve ilk olarak header’ı koyuyorum bir bakar mısın? dediği an ve ilk bloğumla yeniden yüzleştiğim an tutamadım kendimi… Birisi benim hayatımın içine girmiş, bütün kareleri renkle, özenle ve olayları gerçekten yaşamışçasına geçmişten çıkarmış ve benim için onları harmoni ederek bana benim gözümden yaşadığım hayatı anlatmıştı. Siz olsanız ne hissedersiniz? Yalnızlığım, bekarlığım, evliliğim, oğlum, umutlarım, aşım, işim her şeyim bu karelerin içinde….
Düşündüm ki, bu bana Allah’ın bir lütfu ve içimdeki bir ben gibi beni bana anlatan birisi daha var ve o birisi iyi ki var diye düşündüm. Nasıl yüreğime, içime ve bana dokundu ki ve beni öyle hissetti ki, doğrusu bu kadarını beklemiyordum. Karikatürize edilmiş bir header, birkaç görsel çekici eklenti ile çıktığım hayal dünyamda beni kendi umutlarımla bütünleştirerek bir bütün haline getiren bu kadın ancak güçlü bir his kadını, gerçek bir gönül dostu, içinde yeşerteceği saf bir solukla tüm bu vasıfları üzerinde toplayabilirdi.
Bir gün birileri karşıma çıkıp deseydi ki; hiç tanımadığın birine kefil olup, her şeyini paylaşıp ona referans olur musun? Herhalde kocaman bir “HAYIR” dedim. Ama bugün bu soruyu Gonca –Shemellon için sorsalar hiç şüphesiz ve gönülden herşeye “VARIM”derdim.
Bu münasebetle bu tanışmaya vesile olan gönül dostum yılların arkadaşı ve benim İstanbul’da İzmir yadigarım olan Yeliz’ime ve artık hayatımın bir parçası olan Gonca’ya sonsuz teşekkürlerimi bir borç bilirim.
Ne mutlu ki bana, seni bana sorsalar artık kim olduğunu anlatırım herkese diyebilecek bir “ben” daha var :)
Sonsuz ama sonsuz kez teşekkürler… Aynı havayı soluyup, sınırlı soluklarımızı paylaştığımız için :):):)

Tuesday, 4 March 2014

İsmi Silinen Meslekler ve Hayatlar

Artık var olmayan dünyanın en ilginç 10 mesleği

Radikal'de "Hayat" bölümünde bugün gerçekten fotoğraflara bakınca insanın içinin burkulduğu kareler ve bunların tarihe gömüldüğü mesleklerle karşılaşıyorsunuz...

Bakın neler var aralarında;

Bowling Labutu Diziciliği
Teknolojinin henüz bu kadar gelişmediği, robotlaşmadığı, armut piş ağzıma düşün olmadığı, aynı anda seri bowling labut diziminin olmadığı yıllar, işte bu yıllar....