Thursday, 19 February 2015

Bebeklerde Ek Gıdalara Erken ve Geç Başlamanın Sakıncaları

Merhabalar,

Bir önceki yazımda; bebeklerde ek gıdaya geçiş ve bizim Ali Kerem üzerinden örnek bir ek gıda tablosu ile bu zorlu süreci nasıl atlatırız, önce neyden ve ne kadar başlamak lazım ve ne sıklıkta olmalı, tüm bunlara değinerek sizlerle paylaşmıştım. Şimdi ise ek gıdalarla ilgili olarak, geçiş döneminin ayarlanması, erken ve geç ek gıdalara başlamanın sakıncalarından bahsedeceğim.

Bebeklerde 6-12 ay arası dönem, beslenme açısından oldukça duyarlı bir dönemdir. Bebek memeye bağımlılıktan kurtulmaya başladığı bu dönemde hayatında ilk kez tadacağı besinleri tüketmeye başlar.

Bebeğin ilk altı ay biyolojik ve psikolojik tüm gereksinimlerini karşılayan anne sütü bu aydan itibaren bebeğin gereksinimlerini karşılayamaz. Belki protein gereksinimini karşılayabilen anne sütünün sağladığı enerji, gereksinimin gerisindedir. Bu sebeple, aslında gene anne sütünün bir besleyiciliği söz konusudur ancak o dönemde bebeğin alması gereken miktarın biraz daha altında olduğundan bu şekilde besin takviyeleri ile gelişimin devam etmesi gerekmektedir. Ancak bunun kararını verecek olan kişi tabii ki de bebek olmamakla birlikte bu dönemde sadece annenin isteklerine itaat söz konusu olmaktadır. Yani anne bu geçişi nasıl sağlıklı ve düzenli yürütebilir ve bebeğe besin takviyesi olarak ne verirse, bebek de o yönde bunları alır ve gelişimini devam ettirir.

Ancak gelelim şimdi;


Ek gıdalara erken başlamanın sakıncalarına 
  • Anne sütünün alımını kısıtlar ve proteinlerin günlük enerjiye katkısı azalır. Bu da büyüme hızını etkiler.
  • Alerjik hastalıkların ve özellikle gastrointestinal besin alerjilerinin görülme sıklığını artırır.( Çöliyak hastalığının erken başlamasında gluten ile erken aylarda karşılaşmanın rolü olduğu gösterilmiştir.)
  • Gıdaların kontamine (mikrop bulaşmış) olması olasılığı yüksek olduğundan bebekte enfeksiyon riski artar.
  • Verilen ek gıdalar anne sütünün antienfektif özelliklerini dilüe eder (sulandırır.).
  • Enfeksiyon gerek iştahı azaltarak, gerekse katabolik yollarla kayıpları arttırarak protein ve enerji açısından negatif dengeye neden olur.
  • Özellikle proteinden zengin solid besinlerin verilmesi böbrek solüt yükünü arttırarak hiperosmolarite ve dehidratasyona yol açar.
  • Verilen gıdalar hacimleri çok, enerjileri az gıdalardır, bebekte doygunluk yaratırlar.
  • Obezite riskini artırır.
  • Verilen gıdalar bebekte doygunluk yaratarak anne sütünü alımını kısıtlayabilirler.
Ek gıdalara geç başlamanın sakıncaları 
  • Ek besinlere başlamada gecikme (6 aydan sonra) enerji ve demir sağlamada yetersizliğe neden olur. Böylece çocuğun büyümesi geri kalır, demir eksikliği gelişebilir.
  • Ek gıdalar başlamanın davranışsal bir yönü vardır. 6. ay çocuğun çiğnemeyi öğrendiği dönemdir. Ek gıdalara geç başlanarak bu yetenek kazandırılmazsa, ileride önemli beslenme sorunları ortaya çıkabilir.
Bu dönemde bebeklerin mide kapasiteleri, dolayısı ile bir öğünde alacakları miktarlar kısıtlıdır. Az miktarda besin ile verilmek istenen enerjiye ulaşılması gerekir. Bu nedenle ek gıdalar enerjisi yoğun besinlerden seçilmelidir. Sütlü-unlu mamalar ve yoğurt, anne sütü yanı sıra bebeğe ilk verilecek ek gıdalar olabilir. Sütlü unlu mamalar hazırlanırken buğday unu dışındaki alerjik özellikleri daha az olan tahıl unları yeğlenmelidir. Pirinç unu bu özelliği nedeni ile sıklıkla kullanılır. Başlangıçta sulu muhallebi biçiminde hazırlanarak bebeğe verilen mamaların yoğunluğu daha sonra giderek artırılır. Ardından sırasıyla sebze püreleri, meyve püreleri ve kahvaltıya geçilir. Referans protein olarak kabul edilen yumurta sarısı katı pişmiş halde bu aylarda verilmeye başlanabilir. Dana eti ve tavuk eti gibi protein kaynaklarının diyete eklenmesi 7-8. aylarda olmalıdır. Et başta protein olmak üzere demir, çinko gibi mineralleri de sağlar. Başlangıçta sebze çorbalarına eklenen kıyma şeklinde tüketilen et, daha sonraki aylarda, çiğnemeyi öğrenen bebeğe köfte olarak sunulabilir. Pankreatik amilazın yeterli salgılanmaya başladığı 7-9. aylarda pilav, makarna, ekmek gibi nişastalı besinler verilmeye başlanabilir. Erken dönemde hazırlanan çorbalara eklenen baklagiller daha sonraki aylarda uygun biçimde hazırlanmış olarak diyete eklenebilir. 8-9. ayda diyete balık eklenebilir.

Aile sofrası için hazırlanmış yiyeceklerden bebek için uygun olanların seçilerek bebeğe verilebileceği zaman 9-12. aylardır. Anne evdeki yiyeceklerden uygun olanları seçerek (tuzsuz, salçasız ve baharatsız) bebeğini ideal biçimde besleyebilir. Bebeğin aile sofrası için hazırlanan besinlerle beslenmesi anneye bebeğin eğitimi ve diğer ev işleri için zaman kazandıracaktır. Bu nedenle bebekler 9-10 aylık olduklarında bebeğin eline kaşık verilmeli, kendi kendilerini beslemeye özendirilmeli, kısa süre için de olsa aile bireyleri ile sofraya oturtulmalı ve ev yapımı besinlere alıştırılmaya başlanmalıdır. Anne, aile çocuğu düzenli yemek yemeğe alıştırmalıdır. Doymuş çocuğa ısrar etmek veya az yiyen çocuğu başkaları ile kıyaslamak doğru değildir. Çocuğun büyüme ve gelişmesi normal ise yeterli beslenmiş kabul edilir. Annenin, bu evredeki ısrarcı ve zorlayıcı tutumu, aksine besin reddine yol açabilir. 

Eskiden kilo alımını ve boy uzamasını bu sebeplerle o kadar çok kafaya takıyordum ki, sağlık ocaklarındaki gibi tartı almıştım eve, acaba bu hafta kaç gram aldı, bu ay toplamda ne kadar aldı. Hele ilk zamanlarda aldı mı? verdi mi? neden böyle oldu? ne yapmalıyım yada yapmalıyız? diye kendimi yiyip bitiriyordum. Aslında ne gereksizmiş. Şimdilerde hiç kafaya takmıyorum, 27 aylık oldu oğlum ve artık şuna da alıştım, her hastalandığımızda en bir yarım kilo veriyor, her toparlandığımızda da bunu tekrar yerine koyabiliyoruz yada en azından verdiğimizi almaya çalışıyoruz. 

Annem hep diyor:" Çocuklar çiçek gibidir, bir solar bir açarlar ." diye. Gerçekten de öyle, en ufacık bir şeyde hassasiyetimiz fazla oluyor ve hemen soluyorlar ama sonrasında gene toparlanıp eski neşe ve sağlıklarına kavuşuyorlar... Bu sebeple de artık çok kafaya takmıyorum bu işleri, bir öğün yada gün yemezse bir sornaki öğün yada gün yada acıkınca tüm eksik kalanları tamamlıyorlar zaten....

Umarım bir faydam dokunabilmiştir sizlere.....

Sevgilerimle....

Şuh-i Fidan

Tuesday, 10 February 2015

Bebeklerde Ek Gıdaya Geçiş ve Örnek Bir Ek Gıda Tablosu

Evettt... Sonunda kar gene geldi. Buz gibi bir hava; hava sıcaklıkları 2 derece diyor, ancak hissedilen kısmı -10 derece. Olsun İstanbul'un bu güzel sabahından, tertemiz havasından ve kirpik uçlarına düşen minik kar damlalarının arasından herkese "Merhabalar"...

Bugünkü konumuz, her annenin problemi ve ne yapacağını bilmediği kısaca hepimizin bocaladığı bebeklerde ek mamaya geçiş sürecini birlikte ve en basit şekilde nasıl atlatabiliriz kısmını çözümlemek... 



Açıkçası biz 4. ayımızı bitirdiğimizde başlamıştık ek mamaya. Şimdiki çocuk doktorlarının çoğu 4-6. aylar arasında bebeklerde ek gıdaya geçişi öneriyorlar. Siz de çocuk doktorunuzun önerisine bağlı olarak, bu süreci ayarlayabilirsiniz. Hoş gerçi çevremde bu zaman diliminde bile bebeğini ek mamaya geçirmeyip, 1-1,5 yaşlarına kadar çocuklarını sırf anne sütü ile besleyen annelerde tanıyorum, ancak sonra da hep şu şikayetleri duyuyorum:

"Çocuğum hep beni emmek istiyor, başka bir şey ağzına sokmuyor.",

"Bana güvenerek nasılsa emeceğim diye doğru dürüst bir şey yemiyor.",

"Keşke emzirmek için bu kadar zorlamasaydım da, bari doğru dürüst bir şeyler yiyebilseydi."

gibi gibi bir sürü serzenişleri de çok duydum. Aslında çocuklarda beslenme bozuklukları ve düzgün beslenme alışkanlığı edinememe inanın bu dönemlerde başlıyor. Neden derseniz, ne ekerseniz onu biçersiniz derim. Daha önce deneyimlemiş biri olarak, bu dönemlerde çocuğa hiç bir şey kısmadan ve yeteri kadar verirseniz, çocuk o dozda ve miktarda hep almak istiyor. Bir kaç önceki yazımda anne sütü ve benim çektiğim sıkıntıları sizlerle paylaşmıştım. Ve hep sonuna kadar zorladık ve direndik anne sütü için amma velakin olduğu kadar oldu ve gerisini de biberon mamaları ile takviye ederek bu zorlu süreci aştık. Şimdilerde hep söylüyorum, bir daha çocuk doğurursam ilkinde yaptığım acemilikleri yapmayacağım diye, anne sütü az, yeteri kadar yok ve besleyici değilse çocuğu da eziyet edip, milim milim gram gram biberon maması vererek diyet yaptırmanın bir anlamı yok, yediği kadar içtiği kadar vermek lazım. İnanın çocuğun beslenme düzenini ve miktarını bu çok etkiliyor, kendimizden biliyorum. Niyeyse toplumda şöyle bir algı da var ki, sanki biberon maması içen çocuklar sağlıklı olmuyor, büyüyemiyor yada gerizekalı oluyor. Hayır arkadaş ne alakası var, annenin anne sütü yoksa, beslemiyorsa ne olacak çocuk, aç kalıp, gelişimini tamamlayamayıp, az beslenerek daha mı ileri zekalı olacak... Ay ay kızıyorum çok valla, hem bu algıya, hem bu toplumun basiretsiz görüşlerine ve yeni doğum yapmış olan annelerin üstünde yaratılan bu baskıya...

Neyse gelelim konumuza tekrar, doktor önerinizle birlikte ek gıdaya geçişte ilk başlanılması tavsiye edilen besin öğesi yoğurt oluyor. Tabii ki, her yoğurt değil, evde aldığınız günlük sütleri mayalayarak kendi yaptığınız yoğurt ile başlamak uygun. Sonrasında pirinç unu yada hazır marka firmaların ürünleri olan gece-gündüz hazır mamalar ile hazırlanan muhallebiler oluyor. Tabii ki de en sağlıklısı pirinç unuyla hazırlanan, şahsen ben onu daha çok tercih ettim. İlerleyen dönemlerde siz ikisini de karıştırıp, farklılıklarda yaratabilirsiniz. Sonra sırayla sebze püresi ve meyve süresi bu geçiş sırasında birbirini takip eden besin öğeleri arasında...

Biz hem anne sütü hem biberon maması takviyesiyle 4. aya kadar geldiğimizden bizim için ek gıdaya geçiş sıralaması şöyle olmuştu:

Bu bilgiler ışığında yoğurda başladıktan 1 hafta sonra yoğurdu tam kase, yoğurt başlangıç+4.gün muhallebi başlangıç ve 10.gün muhallebiyi tam kase, muhallebi başlangıç+4.gün öğle sebze püresi başlangıç ve 13.gün sebze püresi tam kase ve son olarak da sebze püresi başlangıç+4.gün meyve püresi ve 17.gün meyve püresi tam kase olacak şekilde öğünleri planlamıştım. Bu zamana kadar biberon mamasını günde 3 kere sabah, öğle ve akşam olarak veriyorduk. Bu aşamadan itibaren Muhallebide tam kaseye geçtiğimiz 10.gün itibariyle gece biberon mamasını vermeyi kesmiş ve tüm öğünlerde tam kaseye geçtiğimiz 17. gün itibariyle de öğle biberon mamasını kesmiştik. Ancak sabah biberon mamasında bir değişiklik olmamıştı birkaç ay. Çünkü sabah kahvaltıları bu süreci atlattığınızdan genelde 1-2 ay sonrasında yani bebek 6-8 aylıkken başlıyor. 

Ancak şunu önemle ve yeniden vurgulamak isterim ki, anne sütü olan anneler, besleyiciliği ve bebeklerinde kilo alımında bir problem olmadığı sürece ilk 6 ay kesinlikle bebeklerini anne sütü ile beslemelidirler...

Sonrasında aşağıda vereceğim, besin tablosuna göre hareket edebilirler.

Ancak tabloyu incelemeden önce şu bilgileri lütfen dikkatlice okuyunuz.
  1. Sabah uykudan uyanış saatlerimiz pek belli olmadığından günü saat 09:00 itibariyle başlattım. Artık sizde çocuğunuzun günlük periyoduna göre bu saatleri ayarlayabilirsiniz.
  2. Ali Kerem geceleri gece mamasını verdikten sonra pek uyanmıyordu. Bu sebeple gece 00:00-01:00'den sonraki ilk öğünümüz sabah saat 08:00- 09:00 oluyordu.
  3. Tüm öğünleri (yoğurt, muhallebi, sebze ve meyve pürelerine) 1-2 tatlı kaşığı ile başlayıp, alıştıra alıştıra 1 kaseye çıkarmak için 1 haftalık zaman dilimi periyotlarına uyum süreci planladım. 
  4. Her çocuk bir değildir, çocuğu bu süreçte zorlamadan, sıkmadan ve yavaş yavaş istemiyorsa bir kaç gün yada hafta aralıklar vererek bu düzene ve beslenme şekline alıştırmak gereklidir.
  5. Öğünler ve saatler sizde şaşabilir, siz de kendi düzeninize göre revize edersiniz.
  6. Yayınlanan tablo bir kural değildir, kişiye özgüdür, fikir vericidir, uyarlanabilir.
  7. Bu tablo bir doktor bildirgesi olmayıp, doktor önerisiyle düzenlenmiştir ve uygunluğu alınarak da denenmiştir.

Şimdi gelelim örnek bir besin tablosuna ve ek gıda geçiş sürecine;

Monday, 9 February 2015

Vişneli İrmik Helvası

Merhabalar,

Dün evde bir tatlı krizim tuttu, dışarı mı çıkıp yesem yoksa evde dolabı mı karıştırıp bir şeyler yapsam derken, ortaya bu manzara ve tatlı çıktı. Ben dışarıda hava soğuk, yağmur var ve nereye gideceğimi hesap ederken bir çırpıda bu helva olup bitiverdi bile... Hem ayak üstü, hem pratik, hem çok masum ama bir o kadar da kışkırtıcı bir tatlı oldu. Benden söylemesi ani bastıran tatlı krizlerine bire bir ve toplam 15 dk'da hazır.


Malzemeler:

  • 1 su bardağı irmik
  • 1 su bardağı toz şeker
  • 2 su bardağı süt
  • 4 yemek kaşığı tereyağı
  • 1 çay bardağından 2 parmak eksik dövülmüş ceviz
  • 1 çay bardağından 2 parmak eksik tane vişne
Yapılışı:

Erkek Bebekler Ne Zaman Sünnet Ettirilmeli?

Merhabalar,


Haftanın ilk yayına sünnet farz'dır deyip, sünnetle başlayalım dedim :) Başlıktaki soruya benim şahsi cevabımda "HEMEN". Sende mi hemen yaptırdın derseniz maalesef hayır ama keşke hemen olsaymış dedim çoğu kez. İlk çocuk olması münasebeti ve aile büyüklerinin de ilk torun olması sebebiyle, artık siz deyin kıyamamaktan mı?, çok küçük olmasını bahane etmekten mi?, toz bile konduramamalarından mı?, batıl inançlardan mı?, yada büyüklerin bile aman daha hemen doğar doğmaz sünnet mi ettirilir? el alem, akraba , hısım ne der? gibi aptal saptal düşüncelerinden midir? nedir? bilmem ama o günlerde kendime başta eşimde olmak üzere, diğer aile bireylerini dinliyor olmaktan dolayı çok kızıyordum. 

Doğmamış çocuğa don biçmek diye bir laf vardır, işte bizimki de o hesap, ortada fol yok yumurta yokken, önceden herkesin bu denli kendini yaptırmamaya hazırlıklı olması açıkçası beni düşündürüyor fakat o dönemlerde gücümün herkese savaş açmaya yetecek kadar olmaması, ilk anne oluşun verdiği acemilikler ve uykusuz geçen geceler, halet-i ruhiye bozukluklarıyla buna gerçekten de gücümün olmamasıydı. Şimdiki aklım olsa, kesinlikle 3 ay 1 hafta beklemez, hemen yaptırırdım.

                     

Ha diyeceksiniz ki, 3 aylıkken bile yaptırabilmiş olman gene bir mucize. Çocuk hala daha küçük, nasıl kabullenildi. Onu da şöyle açıklayım; benimle arasında bir kaç ay olan doğum yapmış bir tanıdığımız, hemen bu işe kalkışmış bu da Emre'yi benimde ara gazımla, gaza getirmiş ve biz büyüklere emrivaki yaparak, hastaneden günü bile almış ve bu işi yaptırmaya karar vermiştik. 

Ama bir eksisi vardı ki bu işin, o da malesef artık narkoz almama ihtimalinin olmamasıydı. Yani 3 aylık bir bebeğin, hareketli oluşu, durmama ihtimaline karşı malesef, hiç bir şey ilk doğumdaki gibi olamayacak ve biz maalesef, 3 aylık bir bebeğe eser miktarda da olsa narkoz aldıracaktık. Ha bu saatten sonra hangi yaşta olursa olsun, bu narkoz etkisi hep olacaktı, o sebeple ne kadar erken ve eser miktarda o kadar iyi diye düşünerek, oğlanı sünnet ettirdik.

Gelin size sünnet fotoğraflarından bir kaç tanesini de göstereyim. O gün bütün hastaneyi bu beyefendiliği, soğukkanlılığı ve sessizliğiyle etkilemiş olan ve sanki 3 aylık bir bebek edası ile değil de, 30 yaşındaki bir adamın duruşuyla kendini herkese hayran bıraktıran Ali Kerem'e....


21.03.2013 Oldu da Bitti MAŞALLAH :):):)

Friday, 6 February 2015

Dün içimden bir Paris bir de Pera Palace geçti...

Merhaba,


Dün fark ettim ki, aslında bu yere gidene kadar, daha önce nerdeymişim, nerelere gitmişim dedim. Yazarken bile hala patisserie'nin müzikleri ve döpiyesli küçük şapkalı servis yapan kadınları var aklımda... Uçuk ve pudramsı tonların kullanıldığı, soft renklerle içinizin açıldığı ve tabii ki de dekorasyonunun tahminimden çok daha güzel olduğu bir yere Tarlabaşı Pera Palace'a gidelim hadi...




Buyurun ben size önden güzel bir kahve yudumlatayım, ardından da kısa bir tarihe dalalım hatta durun gözlerimizi kapatalım, önce bir Paris Sokak'larına dalalım, Şanzelize'den geçelim, küçük bir alış-veriş yapıp hafif bir yorgunluk atmak için bir patisserie'de oturalım, güzel müzikler dinleyelim, bırakalım o müzikler önce bizi güzel kokulu Fransız Kadın'larının yanına sonra da bir tarihe götürsün... 

Haydi o zaman önce bir gözlerinizi kapayın ve şimdi......

Buyurun efendim, kahveniz burada....



Ben size gözlerinizi kapatın ve açın işte Paris'teyiz dememiş miydim? Bu güzel döpiyesli bayanda bize taaa oralardan geldi.... :):):)


Şimdi bırakalım kendimizi tarihe ve 1800'lü yıllara....

Wednesday, 4 February 2015

Bir Annenin Anaokulu Günlüğü-1 Çocuklar Anaokuluna Ne Zaman Verilmeli? 2 Yaş Erken mi?

Merhabalar,

Bugün günlerden gene Ali Kerem diyorum ve size başımızdan geçen anaokulu maceramızı ve sonrasında yaşananları anlatıp, sizlerle de paylaşmak istiyorum...



Ama gelin bakalım öncesinde neler oldu size kısaca bir özetleyim:

Aslında şanslı kesim annelerdendim ben de. Çocuğuma doğduğu günden beri ilk 5,5 ay annemle birlikte bakmış, sonrasında da ben oğlum 5,5 aylıkken işe başlamıştım. Sağ olsun annem çeşitli rahatsızlıkları da olsa bizi idare etmiş, hafta içi bizde hafta sonunu da kendi evinde geçirerek bizi idare etmişti. Bu yıl yani 2014 yazında da hem çocuğa hem de kendine biraz değişiklik olsun diye, Kuşadası'ndaki yazlığa gitmeye karar verildi. Haziran 2014 sonu gibi de hep beraber yazlık sürecini başlatarak, hepimiz için farklılaşan hayata "merhaba" dedik. Ta kiii 06.08.2014 yani Ağustos'un ilk haftalarına kadar... Bu zaman zarfında ne oldu derseniz, ben yaklaşık bir buçuk aylık süreçte; 1 hafta işte 1 hafta izinde ve bayram tatilini de İzmir'de geçirecek şekilde ayarlayıp, eşim Emre'nin de aynı süreci 2'şer haftalık periyotlarla düzenleyerek birbirimizden çok da kopmayarak, bu yeni düzene alışma ve git gellerle yaşamaya başladık.





09.08.2014 Amcamızın düğünü için 06.08.2014 tarihinde tekrar İstanbul'a ma aile geri döndük. Ama asıl sorunlar tam da bu dönüşten yaklaşık 1,5 hafta önce başlamıştı. Annem iltihaplı eklem romatizması olan Romatoid Artrit hastasıydı. Ve bundan 10-12 yıl önce bu rahatsızlığı sebebiyle, iki diz kapağını kaybederek geçici protezler taktırmış ve vücudunda artık ölene kadar onunla sürekli yaşayacak olan hastalıkla savaşmaya başlamıştı. Yani bu şu demek; vücudunuzda ölene kadar bilinmeyen ve sıklıkla görülen bazı dönemlerde vücut iltihap oranınız yükseliyor, ağrılarınız oluyor, hareketleriniz kısıtlanıyor ve aslında kısaca siz bir süre hayattan istirahat bekliyorsunuz. İşte tam da bu dönemin son 1,5 haftada nüksetmesi, Ali Kerem'in bütün bir kış evde yaşadığı dört duvar arasından sıyrılışının ve özgürlüğününde tadına vararak, artık adımını kapıdan attığı anda sonsuz bir  özgürlükle bahçede ve çocuklarla bir arada olma mücadelesi başlamış ve aslında yazlık hem annem hem de Ali Kerem için biraz çekilmez olma yoluna girmişti. Annemin onun peşinde koşacak enerjisi olmaması, dizindeki protezlerin buna engel olması, Ali Kerem'in söz dinlememesi ve sürekli dışarıda olma isteği, anne-babadan kopmasından ötürü asiliği, söz dinlememesi, onları gene bir eve kapatmış, annem oğlan evden kaçması diye kapıları kilitlemeye, bir taraftan da kendiyle cebelleşmeye başlamış, ve birbirlerine hayatı çekilmez hale getirmişlerdi. 

O sırada düğün meseleleri de çıkınca zaten İstanbul'a geri döndüler. Emre'yle düşündük ve belki de aslında artık anneme de daha fazla yük olmayıp, Ali Kerem'e bir anaokulu bakıp, hemen başlatalım dedik. Bu kararı almamızdaki asıl sebep; tabii ki de bakacak başka birilerinin olmaması, çalışan bireyler olmamız, evde bakıcı olayına bu aşamada sıcak bakamamız vs. gibi etmenlerdi.

Bu vesileyle bakın nerelerden nerelere geldik...

Ali Kerem 21 Aylık- Aylardan Ağustos 2014 Tarih 11.08.2014- Saat 08:30-18:30:

Monday, 2 February 2015

Bebekler için Tasarlanmış bir Marka "ARZUM BEBBE"

Evet yeniden merhabalar, Sevgili Dostlar....

Biliyorsunuz daha doğrusu takip ediyorsanız, bu son zamanlarda öyle bir yayın akış silsilem var ki blogda, ben soranlara hep şöyle diyorum; bir bebek bir yemek gidiyorum :) Hakikaten de istemeden öyle oluyor. İkisi de hayatta olmazsa olmazlardan, biri kıymetlilerin kıymetlisi diğeri de hayatın idamesi :) Bu sebepledir ki, anne-bebek blogger misyonumla hep deneyimlerimi paylaşıyor, bir taraftan da içimde yıllardır saklı kalmış olan mutfak aşkımla leziz tariflerimi sizlerle paylaşıyorum. 

Bugünün konusu  mama hazırlamak, sağılan anne sütünü ısıtmak veya mama ısıtmak için kullandığım biberon ısıtıcısı ve ateş ölçer ve hangi marka sorusuna cevaplar... Marka vermekten hiç bir şekilde kaçınmıyorum, zaten eğer tavsiyelerde bahsettiğiniz şeyin adı konmuyorsa, bütün konuşmalar havada kalıyor. O yüzden bugün açık ve net "ARZUM"u misafir edeceğiz, bu yazıda... ARZUM ev aletleri değil mi? demeyin, asıl mevzu bebekler için üretilmiş "BEBBE"serisinde...



Doğum, sonrasında yaşananlar, emzirme dönemim ve çok daha sonrasındaki deneyimlerimi peyder pey ve aklıma geldikçe yazmaya çalışıyorum. Hiç aklımın ucundan bile geçmeyen, daha doğrusu ne zamanki, mama olayına girdik ve süt sağıp evde bırakmaya başlayıp da, sağılan bu sütleri buzdolabından çıkartıp benmari usulü ısıtmaya başladık, işte o zaman anne sütünü bozmadan nasıl ideal ısı yakalanır, ne yapmak gerekiri araştırmaya başladığımda Arzum'un bu güzel ürünü olan biberon-mama ısıtıcısı ile tanıştım.

Sunday, 1 February 2015

Cake Show 2015 İstanbul Türkiye

Merhabalar,

İlk bu haberi ve ilanı görünce gerçekten içim kıpır kıpır oldu. Acaba ne olacak, nasıl olacak ve kimlerle olacak dedim... Sonrasında facebook üzerinden Cake Show 2015'e üye oldum (buyurun sizi de buradan alalım tık tıkkk...) ve her gün birbirinden heyecanlı haberlere ben de ortak olmaya başladım. 

Sonra dedim ki, kendi kendime acaba kim organize ediyor bu programı, bir tanışayım, benimde çorbada tuzum bulunursa ben de onlara ortak olayım ve birlikten kuvvet doğar mantığıyla da halatı onlarla beraber çekeyim istedim. Ve baktım ki, karşıma birbirinden değerli iki insan çıktı. Hepinizin ve aslında çoğumuzun ucundan bir yerlerden birbirimizin ismini duyduğumuz ve aslında birbirimize hiç de yabancı olmadığımız Sevgili Alev Gülden ve Hande Ciğer çıktı karşıma.... Bu vesileyle sadece telefon ve facebook üzerinden konuşmalarla tanışıyor olmamızla birlikte gerçekten, onlarla tanışmış olmaktan ve içlerindeki bu güzel enerji ve organizasyon hevesini görmüş olmaktan ve sonrada ne kadar doğru zamanlama, ne kadar doğru insanlar ve ne kadar doğru bir iş yapmış olmalarından dolayı gerçekten onur duydum. 

Bu sebeple şimdide sizlere yazıyorum ve hepimiz bir olalım, birbirlerimizi katalım ve daha çok büyüyerek sesimizi duyuralım ve bu organizasyonla bir çatı altında toplanalım istedim. Şimdiden nedir bu CakeShow 2015 diyenlerinizi duyar gibiyim?, gelin size kısaca bir özetleyim ve arkasından bu organizasyonda ve Türkiye'nin ilk CakeShow 2015'in de neler olacağından bahsedeyim....


Cake Show 2015?

Aslında enternasyonel düzenlenen bir organizasyon olup, her yıl periyodik dönemlerde Manchester, London ve Birmingham'da yapılan, şeker hamuru zanaati, pasta dekorasyonu ve kek showu olarak başlıklar altında toplanan ve bu işe gerçekten gönül vermiş insanların bir arada olduğu, firmalarla desteklendiği ve çeşitli etkinliklerle de pekiştirildiği bir organizasyondan bahsediyoruz. Daha çok bilgi ve merak ediyorsanız buyurun buradan... tık tık...)


Peki Türkiye Cake Show 2015?

Bu sene ilk defa Türkiye'de düzenlenen Cake Show İstanbul 2-3 Mayısta İstanbul'da yapılacaktır. Cakeshow; İstanbul ve Türkiye çapında düzenlenen bir organizasyondur. Pasta tasarım yarışmalarının, Eğitim ve Workshop'ların yapılacağı,Sponsor ve tadarikçilerin tanıtım ve satış yapacağı geniş kapsamlı bir organizasyon olacaktır. Amacı; Dünya'da Türkiye'de BUTİK PASTACI'ların ne kadar şahane işler yaptığını göstermek, tüm girişimci hanımları ve beyleri ister amatör olsun ister profesyonel ayni çatı altında toplamak.

Peki ne kazanımlarınız olacak bu organizasyonda?