Tuesday, 25 August 2015

Anne Sütü Anketi. Bir Destek de Siz Verin Lütfen!!!

Merhabalar,

Uzunca bir zaman önce başlattığım ve bir çok blog yazımda da bahsettiğim bir konu var ki, oldukça hayati bir önem taşıyan "ANNE SÜTÜ". Çoğu anne adayının daha gebelikte tasasını taşıdığı, acaba;

  • Çocuğumu emzirebilecek miyim? 
  • Sütüm yeterli olacak mı? 
  • Nelere dikkat etmeyelim?
  • Nasıl beslenmeli miyim? 
  • Günde ne kadar su içmeliyim? 
  • Ne yersem sütüm artar, kalitesi artar? 
  • Emzirirken de pompa kullanmalı mıyım? 
  • Günde kaç kere sütümü sağmayalım? 
  • Sağdığım sütü nasıl depolamalıyım?
  • Çalışmaya başlayınca gün içerisinde ne kadar süt sağmalıyım? 
  • Anne sütü artıp azalan bir şey midir? 

Bugün Kendimi Yazmak İstedim !!! 33 Haftalık Bir Gebenin Hikayesi :)

Merhaba,

Uzun zamandır ne duyuyorsam, ne yapıyorsam ve özellikle de yemek,bebek ne varsa yazıyorum. Bugün düşündüm de kendimi yazmadım hiç... 


Geçen perşembe itibariyle 33. haftalık gebelik sürecim devam ediyor. Aslında artık oldukça zorlanıyorum. Bu da Fidan'cım ne bitmek bilmeyen bir enerjin var, bu halinle bile oradan şuradan geri kalmıyorsun diyen arkadaşlarıma gelsin... Sanırım artık kıpırdamakta bile zorlanıyorum. 

Thursday, 6 August 2015

Sütünü Nasıl Alırdın Minik Bebeğim? Emzirme Haftası Tüm Anneler İçin Kutlu Olsun... Bol Bol Emzirin !!!

Merhaba,

Bu yazıyı yazmak beni gerçekten çok mutlu ediyor. Neden mi? "Emzirmek", bir kadın ve anne için bundan daha güzel ve daha doğal ve daha hissiyatlı bir şey olabilir mi?. Daha öncede bu konuyla ilgili çeşitli yazılarım vardı ancak bugünün daha doğrusu bu haftanın önemi sadece ülkemizde değil tüm dünyada eş zamanlı olarak kutlanıyor olması ve insanların bu konuda toplu eylemler düzenleyerek park, bahçe ve tüm alanlarda emzirme eylemleri başlatmaları gerçekten çok hoş ve onurlandırıcı diye düşündüğümden ve bazı şeyleri hatırlatmak adına tekrar yazmak istedim.


Dün Sevgili Ayşe Arman'ın Hürriyet'te yayımlanan yazısını okudum da... (http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ayse-arman_12/emzirmeyi-erotikle-tirmek-bir-erkek-salakl_29729215 ) Kendisi de ne kadar güzel anlatmış yaşadığı duygularla birlikte emzirmenin kıymetini ve önemini... Aynen şu ifadeleri kullanıyor yazısında;

Wednesday, 5 August 2015

Hayatıma ve Ruhuma Renk Katan En Güzel Meditasyon "MANDALA" Üstelik Eli Kalem Oynatan "HERKES" bunu yapabilir.

Merhabalar,

Geçenlerde sosyal aktivitelerin peşinde dolaşırken ve her geçen gün biraz daha ağırlaşmaya devam ederken, hamileliğimin 26. haftasında yaşımın 30.unda HappNest Ulus'un etkinliklerinin içinde "Mandala" eğitimine rastladım. Aslında çoğu kez duymuştum, ancak ne felsefesine ne de kendisine bu kadar yakın olacağımı tahmin etmeden bir kez dahi olsa merakımı gidermek ve işin içine girmek istedim. Hemen kayıt yaptırdım ve sabırsızlıkla 8 Temmuz gününün gelmesini bekledim.

Açıkçası nasıl yapılır?, Felsefesi nedir? Eğitmen Aslıhan Aksun nasıl birisidir? Türlü soru işaretleri ile gittiğim bu etkinlikten büyülenmiş bir şekilde ve müthiş bir arzu, heves, istek, içimde durdurulamayan bir enerji, daha kuvvetli hisler ve  en önemlisi de büyük bir HUZUR'la 2 saatin dolmasına üzülerek geri döndüm.


Neler mi oldu bu 8 Temmuz Akşamı gelin size bir anlatayım, iştahınızı da kabartayım :))

Önce "MANDALA" nedir? derseniz, şöyle açıklamak isterim :

Tuesday, 30 June 2015

Çocuklarda ve Bebeklerde İlkyardım ve Uygulama Kuralları

Yeniden Merhabalar,

Bugün biraz bebek ve çocuklar üzerinden gittik ama yeni öğrendiğim ve hepinizin bilmesini istediğim faydalı bilgileri sizlerle de paylaşayım istedim. Böylece hem yazarak kendim unutmuyor hem de sizlere kalıcı olması açısından bir kaynak yaratmış oluyorum. Bir kaç önceki yazımda bahsettiğim Pique Family Club'ta gerçekleşen yine Sevgili Ayşe Öner'in önderliğinde Çocuklarda ve Bebeklerde İlkyardım Eğitimi ve bu eğitimde aldığım önemli notları bu yazımda yer vermek istiyorum.


Önce belirtmek gerekir ki, bebek ve çocuklarda sıkça karşılaşılan ilkyardım vakaları genelde ev ortamında gerçekleşmekte ve aslında çeşitli önlenebilir tedbirler alındığında da ortadan kalkabilecek unsurlardan oluşmaktadır. Örneğin en basitinden örnekler verecek olursak; prizlere koruma kapağı takılması, sivri noktalar ve köşe noktalara yumuşacak koruyucular takılması, pencere, balkon kapısı gibi açılır-kapanır araç-gereçlere koruma kilitleri takılması, ... vs. vs.

Bunların dışında öngörülemeyen ani düşme, kafa çarpmaları vs. gibi durumlarda söz konusu olabileceği gibi, karşılaşılan durum her ne olursa olsun uygulanması gereken ilkyardım - yaşam desteği sağlama süreçleri ve uygulamaları ile bebek ve çocuklarımıza ani müdahalelerle hayat kurtarıcı-can kurtarıcı olabileceğimizdir.

Bu yaşam desteği ve uygulamaları için, Sevgili Ayşe Öner tarafından hazırlanmış ve uygulamalı videoları sizlerle paylaşmak isterim. 




Bunun dışında o gün aldığım notlara değinecek olursak;

Bebek Masajı Nasıl Yapılır? Etkileri Nelerdir?

Merhabalar,

Geçen pazar ben gene boş durmadım ve hamileliğimin 25. Haftasında Sevgili Ayşe Öner'in ücretsiz eğitim seminerlerinden Bebek Masajı'na katıldım. O kadar bilgi dolu ve faydalı geçti ki, şimdi de sizlerle paylaşmak istedim. Pek çoğumuzun zahmetli gördüğü, faydalarına inanmadığı, yapmaktan üşendiği ve işe yarar mı dediği şey, aslında gerçekten de yarıyormuş. Tüm bu şeylerin temeli ve özü "dokunmak"-"ten teması" üzerine kurulu olduğundan ve bunun da insan gelişimi üzerinde nasıl bir katkı gösterdiğini sergilemek için, gelin size Ayşe Hocamın Bakırköy Çocuk Esirgeme Kurumu'ndaki hikayesini anlatayım:

" Belli sayıda örneklem çocuklar alınarak, bunların hepsine aynı yemek ve eşit sayıda öğün verilerek gelişimleri takip altına alınıyor. Bu süreçte gelişimleri takip ediliyor ve sürenin sonuna gelindiğinde, görülüyor ki, sevgisiz büyüyen, dokunma,kucaklama ve ten teması olmadan yetişen çocukların gelişim geriliği gösterdiği, kendilerinle aynı yaş ve seviyede olan ve aile yanında büyüyen çocukların, bu çocuklara oranla gelişimlerini hızla sürdüğü yapılan bilimsel çalışmalarla da ispat ediliyor."

Ne yalan söyleyim, ilk oğlumda böyle bir deneyim kazanamamış olmaktan dolayı açıkçası çok üzüldüm. Neden yapmadım, yapamadım diye düşününce de, aslında sanırım ilklerin vermiş olduğu deneyimsizlik, biraz panik, biraz ne yapacağını bilmemek, doğru yönlendirilememek ve psikolojik olarak lohusa sendromunun biraz uzun sürmesinden kaynaklı olduğunu söyleyebilirim. 

Peki şimdi gelelim, pazar günü Happy Nest'te Sevgili Ayşe Öner'den öğrendiklerimize; 



Bebek, doğar doğmaz başlanabilecek olan ve bebek emdikten sonra, beslenme sonrasında bebeği rahatlatıp, rahat uykuya geçişini sağlayacak olan ilk pozisyon bebek yüzüstü kafa sağa veya sola yatık bir şekilde pozisyon aldırmaktır. Bu pozisyonu sabah ve akşam 10 dk uygulayabiliriz. Ancak bu şekilde uyutulmamalıdır. Bu pozisyon bebeğin vücut şeklini daha da güzelleştirip, bebeği geniş omuzlu ve kuvvetli kaslı yapıyor. Aynı zamanda bebek bu pozisyonda ayaklarını rahatça toplayarak, bir yandan gaz çıkışı sağlarken diğer yandan da kaslarını geliştirebiliyor.

yüzüstü yatmış bebek ile ilgili görsel sonucu

Yeni doğmuş bir bebeğin ilk aylarda kusma boğulmalarını engellemek için ve anne karnındaki ortamı hissettirebilmek için sırt kısmından bir destek ve yine aynı şekilde dönerek yüzüstü veya sırt üstü yatarak besinleri kusma ve kusmuğunun geri içeri kaçmasını engellemek için de önden bir destekle sabitlenmesini sağlamalı ve boşluğa düşüyormuşçasına sıçrayışlarını engellemek içinde yaptırabileceğiniz yada hazır alabileceğiniz ince bir tülbentle bebeğin kollarını çok sıkmadan ancak bu sıçrayışlarla da uyanmasına engel olarak daha sağlıklı ve uzun uykular kazandırabilirsiniz. 

bebek sırt destek yastığı ile ilgili görsel sonucu

Şimdi bu kısa kısa bilgilerden sonra gelelim ilk önce "Gaz Masajı" ile bebeklerimizi rahatlatmaya;

Monday, 29 June 2015

Water Garden Lansmanı ve Esma Sultan Yalısı

Merhabalar,

Hani en son ki yazılarımın birinde demiştim ya, hamilelikle birlikte uzak kaldım benim gurme sahalardan diye... Derken üstüne yeniden aldığım bir teklifle ve tabiri caizse, bu uzun araya taş çıkarırcasına çok güzel bir etkinliğe katıldım.

Hem de bir İnşaat firmasının düzenlediği hem mesleğim hem de blog hayatımda yer verdiğim mutfak köşem ve organizasyonlar içinde beni iki kere tav eden güzel bir etkinlikle Esma Sultan Yalısı'ndaydım. 


Projenin adı "Water Garden". İstanbul'da ilk defa bir rezidans, konut olmadan sadece Gastronomi ve Eğlence Merkezi olan, Ataşehir'de bir yaşam alanı ve dünya da bir ilk Water Garden projesi yapılıyor. Ataşehir'de 750 Milyon TL yatırımla, 2016 yılının ikinci çeyreğinde açılacak olan bu tesis, milyonlarca İstanbulluya, yerli ve yabancı turistlere eşsiz bir deneyim sunacak olup, her kesimden ve her nesilden herkese daha önceden görmediğimiz ve farklı bir konsept yaratan bir alan sunacak.


Proje sahibi Ziylan Gayrimenkul Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ziylan'ın proje  hakkındaki görüşlerine gelecek olursak da; 

Friday, 26 June 2015

Evde Limonata Yapımı

Merhabalar,

Yine güzel bir Cuma gününden selam olsun hepinize... Oruçlar tutuluyor, mübarek günlerin yüzü suyu hürmetine her akşam daha özenli, daha güzel sofralar kuruluyor. İftar saati bekleniyor ve nefsin susuzluğu giderilip, karınlar doyuruluyor.

İşte tam da bu sırada, ister çaylar, ister ferahlatıcı buz gibi içecekler aranıyor, içteki harareti kessin diye.  O zaman bu tarifim, bu güzel ayın şerefine gelsin...






Malzemeler:
  • 2,5 kg limon (tahmini 22 adet yapıyor)
  • 1/2 (Yarım) kg'dan biraz fazla şeker
  • 2 lt su
  • Nane yaprakları (8-10 adet)
Arzuya göre;
  • 2 yemek kaşığı gül suyu
  • 5-6 sap karanfil
Yapılışı:

Thursday, 25 June 2015

Atom Karınca Tatlısı - Siz Ona Yaz Bombası da Diyebilirsiniz :)

Merhabalar,

Geçenlerde buzdolabını karıştırırken, baktım ki, en köşeye sıkışmış ve rengi artık kahverengileşmiş, kendinden fazlaca olgunluğa sahip muzlarım var. Kilerde daha önceden ağzı açılmış artık bayatlamaya yüz tutmuş petibör biskvülerimiz var. Ne yapayım ne yapayım bu sefer değişik olsun, hep kek, çörek olmasın  hem de içimiz ferahlasın dedim veeeeeee....

Sonrası ne mi çıktı ortaya... İşte buyurun... Sanırım fazla söze gerek yok...







Malzemeler:

Friday, 19 June 2015

Tahin Helvalı Dil Peynirli Kolay Börek - İtiraf edin hiç böylesini "Yemediniz"

Merhabalar,

Yine uzunca bir aradan sonra hep bebek değil biraz da yemek yapalım dedim ve karşınıza hiç beklemediğiniz ama eminim tadınca da şöyle bir an duraklayıp,

"waowww bu da neyin nesi diyebileceğiniz"
"yerken tat alma duyunuzla birlikte gözlerinizi kapatıp, bir an için miğdenizden yükselen ve kan akışınızı değiştirecek içinizde sizi bir yerlerden başka bir yerlere sürükleyecek" bir tattan bahsediyorum.

Valla gene ben yaptım diye demiyorum ama hakkaten bu kadar mı lezzetli olur, bir tatlı bu kadar mı cömert olur ve dayanılmaz olur anlatamam. İster yaz akşamlarında sıcak sıcak yanında 1-2 top dondurmayla, ister üzerine dilediğinizce pudra şekeri serperek, ister meyve sosları kullanarak ve hatta isterseniz de meyvelerle servis edebileceğiniz her kapıya açık ve her yola gelebilen bir tattan bahsederek size tarifini vermek istiyorum...


Buyurun buradan o zaman;

Malzemeler: (8 kişilik)

Ayşe Öner'le BabyJoy Anneler Anlatıyor Radyo Programını Gerçekleştirdik. Bakın Neler Konuştuk :)

Yeniden Merhabalar,

İşte bu yazıyı yazarken en çok içimin içime sığmadığı ve yazmak için biran önce sabırsızlandığı ve bugünü iple çektiğim gün geldi ... 

Bu yazının anlamı bende oldukça büyük... Neden derseniz, bundan yaklaşık bir yıl önce kadar en son Harbiye'de düzenlenen İBS Anne Çocuk Fuarı'nda hayatımda yerinin oldukça büyük olduğunu düşünüp, hissettiğim Sevgili Ayşe Öner ile tanışmış, güzel sohbet etme imkanı yakalamış ve kitabını okurken de, yaptığı paylaşımları verirken de hissettiğim duygulara karşılık bulduğumu bir kez daha anlamıştım. 

O an , O dakika bile hemen ilk doğumumun sohbetine girmiş ve sonunda da "e bu güzel hikayeni bizimle radyoda da paylaşsana..." dedikten yaklaşık 7-8 ay sonrada bu fırsatı yakalamış ve Karnaval Radyo BabyJoyDinle 'de "Anneler Anlatıyor" ilk programımızı yapma şansını yakalamıştım.

Kimdir Sevgili Ayşe Öner diyenleriniz varsa da? 

AU3A0534

Bence her doğum yapacak olan kadının kurtarıcısı, annelere hamilelik ve doğum yönünde bilgiler veren, pozitif ve güler yüzlü bir Bilgelik Tanrıçası derim. Yani benim hissettiğim ve dışarı vurmak istediğim bu ama gelin sizlere kısaca bir özetleyelim;

"Ayşe Öner 1974-1975 döneminde Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Bölümün den mezun olduktan sonra, uzun seneler çeşitli hastanelerin  Kadın Doğum ve Yeni Doğan  bölümlerinde sorumlu hemşire olarak görev yapmıştır. Kadınların bu zor ve ağrılı doğum deneyimleri yaşamalarını, doğum sonrası süreçte ise bebek bakımında kaygılı dönemler geçirdiklerini gözlemlemiş ve hamilelik, doğum ve bebekle yaşamın ilk günlerinde ki sürece destek olmak amacıyla araştırma çalışmalarına başlamıştır."

1991 yılında Türkiye de ilk kez kurulan Hamile Eğitim Merkezin de 1997 yılına kadar anne ve baba adaylarına doğum öncesi rehberlik etmeyi sürdürmüş, 1997 den bu yana da kendi adı altında kuruluş yaptığı “Ayşe Öner Hamile Rehberlik Hizmetleri” de çalışmalarını sürdürmektedir. 

Hamilelik, doğum, doğum sonrası ve yeni doğan bakımına gerçekçi, empatik ve sevgi dolu yaklaşımı bu programın en önemli farkıdır. 5 yıl önce yazdığı ve 8. baskısı yapılan ”Hamilelik, Doğum ve Bebek Bakım Kitabı” ise hamilelerin, annelerin, babaların hatta anneanne, babaanne ve bebek bakımına yardım edenlerin başucu kitabı haline gelmiştir.

Ayşe Öner bir hemşiredir, yaşamının misyonu ise, doğum öncesi anne ve baba adaylarına aile olmaya adım attıkları bu çok önemli süreç de bilinçlenmelerine yardımcı olabilmektir." 

*Tüm bilgiler http://www.ayseoner.com.tr/ayse-oner/ sitesinden alımıştır.

Peki senin yolun ilk Ayşe Hanım'la nasıl kesişti derseniz de?

Aslında ilk tanışıklığım kitabı sayesinde oldu. 2012 yılı ilk hamileliğim sırasında baş ucumdan düşürmediğim, sürekli elimde tutarak okuduğum, ilk kez ve çok yeni bilgiler öğrendiğim, çoğunda da kimi zaman kendimi şaşkınlık içinde bulurken, kimi zamanda vay be dediğim ve aslında bazı bilinen yanlışların doğruluğunu öğrendiğim ve hem severek hem de isteyerek okuduğum bir kitap olması vesilesiyle yaklaştım kendisine...

Hamilelik, Doğum ve Bebek Bakımı Kitabı

En son radyo programında da konuştuk, benim okuduğum bu kitap 5. basımı imiş, hatta şimdi 10. baskı yoldaymış deyince ne yalan söyleyim hiç şaşırmadım, zaten bu kitap okunmaz, bu kadar talep görmez de ne görür ve ne okunur bu dönemde :):):)

İlk tanışıklığımıza vesile olan bu kitap ve sonrasında İBS Anne-Çocuk Fuarı ve tüm bunların getirdiği beraberlikle şimdi de Radyo Programı. Hiç aklımın ucundan geçmezdi ki, bu macera beni buralara sürükleyecek, bu güzel insanla birlikteliği daim edecek. Tabi yine buna vesile olan ve bizi bir araya getiren Sevgili Gonca Hanım'ı da unutmamak lazım. Gonca Hanım, Ayşe Hanım'ın yardımcısı ve "Annemin Yemeği Gibi" yazarı ve hatta bu tarifleri yaratanı... Ayşe Hanım sayesinde bu güzel insanı da tanımış olmaktan dolayı gerçekten çok mutlu oldum.

Şimdi gelelim o güne ve Anneler Anlatıyor Karnaval Radyo BabyJoyDinle Radyo Röportajına;


İlk yayının 02.06.2015 tarihinde 16:00-17:00 arası ve diğer yayınlarının da Perşembe günü 04.06.2015 saat 16:00-17:00 arası ve Cumartesi günü saat 14:00-15:00 arasında yapıldığı bu güzel radyo röportajında konuştuklarımıza;
  • Hamilelik
  • Doğum
  • Doğum Türleri
  • Türkiye'de ve Yurt Dışında Doğum ve
  • PiqueFamilyClub kurucusu ve aynı zamanda 3 çocuk annesi Sevgili Hülya Mantion'ın deneyimleri ve Pique Hakkındaki Bilgilendirmesi 

Tuesday, 9 June 2015

Büyük Şef'ten Büyük Kitap Özlem Mekik'le Günümüz Lezzetleri Ziyade Fasıl Lansmanı

Merhabalar,

Çok Sevgili Arkadaşım Funda'nın (arenandfamily) davetiyle Sevgili Şef'im Özlem Mekik'in yeni çıkan kitabı "Günümüz Lezzetleri"nin Lansmanı'na davet edildim. Doğrusu ne yalan söyleyim, bir çırpıda hem haberi duyunca hem de hamilelikle birlikte hayatıma giren rehaveti atmak için hemen tamam, olur gelirim dedim. Çok uzun zaman olmuştu ki, bu sahalardan ve arkadaşlardan uzak kalmış, pek fazla etkinliğe gidememiş ve monoton bir hayata takılıp kalmıştım...

Ama şimdiden söyleyim ki, hiç böyle bir organizasyona gideceğimi, bu kadar eğleneceğimi ve bu rehavetin hiç böyle dağılacağını düşünmemiştim... 

Mekana ilk girişim, kapı girişindeki tag altında bir fotoğraf çektirip, ardından da yapılan röportaj ve koskocaman bir salona açılan kapı ile sıcacık bir ortam... Çoğu daha önceden de tanıdığım arkadaşlarım, büyüklerim ve sevgili dostlarım...

                                

Açıkçası nasıl geçeceğini bilemediğim ama mekan ve dekorasyonda da anladığım kadarıyla şimdiye kadar eşlik etmediğim çok farklı bir geceye ve yemeğe ve tüm bu şartları ve ortamı hazırlayan Sevgili Şefim Özlem Mekik'le bu denli yakın olmayı hiç düşünmemiştim.

                                

Peki gelelim gecenin özetine ve yaşananlara...

Friday, 29 May 2015

Bir Takı Atölyesi Yok Yok Bence Sevgi Nasıl Üretilir ve Paylaşılır İşte Bunların Sembolleştirme Atölyesi. Burası AG D'SIGN.

En derinden mis kokulu ve sevgili Merhabalar;

Aranızda hiç bazı aksesuarlara takıntılı olanınız var mı? Var mı derken, bir yüzüğü, bir küpesi, bir bilekliği veya bir kolyesiyle manevi duygular yaşadığı, uğuruna inandığı, onu takınca sanki her kötülükten ve tüm sıkıntılardan kurtulacağı, yada takmaya başladığınız andan itibaren hayatınızda birden hiç beklemediğiniz şeylerle karşılaştığınız takılarınız var mı hiç?

Doğrusunu söylemek gerekirse benim var. Garip ama gerçek... Benimle bir uğurunun olduğuna inandığım, ne zaman taksam hep güzel şeylerin olduğu, onu takınca gerçek bir mutluluk ve huzur yakaladığım bir kolyem var. Melek kolyem...

Tanışalı çok uzun zaman olmadı aslında kendisiyle, geçen sene düzenlenen bebek şenliklerinde bir stanttan almıştım bu kolyeyi ve bana beraberinde hiç de tahmin etmediğim ve hiç bir şekilde parayla satın alamayacağım bu güzel dostluğu da... Kolyeyi satın alırken hep yaptığım bir de kartvizit alma işini gene yapmış ve bu vesileyle de neredeyse aradan bir yıl geçtikten sonra bu güzel dizaynları ve ürünleri yapan sevgili Aslı Hanım'a ulaşmış ve kendisini atölyesinde ziyaret etme fırsatını da yakalamıştım.



Evet burası AG D'sign yani Aslı Girgin'in başlıkta da dediğim gibi sevgi nasıl üretilir, nasıl paylaşılır kısacası burası aradığınız umut, aşk, sevgi, dostluk, arkadaşlık, uğur, umut aklınıza ne geliyorsa tüm bunları sembolleştirme atölyesi... Ben böyle düşünüyorum ve hissediyorum, sizde bunu anlayacaksınız.



Gelin önce size bir atölyeyi tanıtayım daha doğrusu gezdireyim sonra da başlayayım hem Aslı'yı hem de bu güzel sembolleri anlatmaya...

Sunday, 24 May 2015

Siz Hiç Bayan Taksici Gördünüz mü? İstanbul'da sadece 10 tane tüm Türkiye'de de 25-30 tane var.... Buyurun Bakın :)

Merhabalar,

Yazacak ve yapacak o kadar çok şey birikti kiiii. Ne yapsam nereden başlasam derken aklımda en çok yer eden ve bunu da yazmazsam olmaz dediğim bir anımı paylaşacağım sizlerle...

Geçen hafta Perşembe (21.05.2015) iş çıkışı ne zamandır aklımda olan ve artık vakti geldi de geçiyor bile dediğim ve yakından da çok tanışmak istediğim Sevgili Aslı'nın takı atölyesine gitmiştim. Nişantaşı'ndaydım ve hoşça vakit geçirdikten sonra eve dönmek için Vali Konağı Caddesi'nde tam taksiye el kaldırmak üzereyken Eşim Emre ile telefonda görüştük ve babasının ilaçlarını almam için doktorunun muayenehanesine uğramamı istemiş ve bende belli bir miktar yolu geri dönerek, tesadüfen kapanmakta olan muayenehaneden ilaçlarını almıştım. Tam binadan çıktım ve karşımda bir taksi, taksici ile göz göze geldik. Buyurun dercesine bir kafa salladı. Bense halen cinsiyetini çözmeye çalışırken daha doğrusu, kadın taksici görmenin şokunu atlatmaya çalışırken, taksisine biniverdim.

Aslında her şey bir tesadüfle başlamıştı. Çünkü ben doktora gitmeden çoktan bir taksiye el kaldırmış ve eve doğru yol alıyor olacakken, bir anda bir telefonla yönümü değiştirmiş, kapanmakta olan muayenehaneden ilaçları son dakika dükkana kilit vurulmadan önce almış ve sonra yine bir anda bilemediğim bir şekilde doktorun binasından çıkarken kendimi bir bayan taksicinin kollarına atıvermiştim.

Gelelim bundan sonraki bence bir o kadar ilginç, bir o kadar ders çıkarılacak, bir o kadar kadın hali ve dünyası, bir o kadar hayat şartları, geçim derdi, üniversite görmüş geçirmiş bir kadının hayat hikayesine;


*** Tüm konuşmalar toplam 15 dk içinde ve tahmin edersiniz ki, ben bayan karşımdaki bayan şöför ve dolayısıyla bu kadar zamanda yapılan dağ gibi muhabbete;

Ben: Merhaba, çok şaşırdım, emin olamadım ve nasıl oldu anlamadım ama şaşkınlıkla bindim taksinize...

Bayan Taksici (Hilal): Evet, fark ettim zaten şaşkınlığınızı, müsaitim anlamında kafa salladım o yüzden size. Alıştım ama artık bu duruma genelde herkes binmeden önce aynı tepkiyi veriyor.

Ben: Yani eminim öyledir. İsminiz nedir?

Friday, 8 May 2015

Anneler Günümüz Kutlu Olsun!!! Her anne bir mucize yaratır ve her bebek bir mucize eseri doğar!!! Peki ya sizinki....

Merhabalar,

Bu yazıyı hayatımda hiç yaşamadığım derin duygular ve hislerle yazıyorum. Geçen seneki yazılarımda, zaten hayatımıza girmiş bir varlığımız vardı ve onun sayesinde ilk "ANNE"lik vasfını edinmiştim ve bu sene onun üstüne hayatta var olma çabasıyla içimde yaşayan yeni bir varlıkla daha ve yüklü bir annelik duygusuyla daha bir başka Anneler Günü'nü yaşayacağım. İkinci kez anne olmaya yaklaşırken, duygularımı ifade etmekte güçlükler çekeceğime inandığım bu yazıda aslında hayatta daha başka nasıl mucizelerin olduğuna da değinerek, yazmaktan çok işitmenizi, görmenizi ve daha güçlü hissetmenizi sağlayacağını düşündüğüm bazı video-fotoğraf ve bu gibi görsellerle bu yazıyı kısa ve öz tutmak istiyorum. Biliyorum ki, böyle olursa daha pekişecek, daha anlamlı ve daha duygu yüklü olacak ki, bunlarda benim hislerime tercüman olacak...


Bu fotoğrafı ilk gördüğüm an, hissettiğim tek şey: "durmaksızın ağlamak"...

Bir çocuk ki, anne bedeninden yoksun ve çizdiği resimde onun içine girerek, anne şefkatini, sevgisini ve özlemini bu tebeşirle çizilmiş anne bedeninde arıyor. Nasıl bir ihtiyaçtır, nasıl bir hastalıktır, nasıl bir yoksunluktur ki bu, kendini ikiye katlayarak (psikolojik olarak koruma altına alarak) onun bedeninde kendini güvende hissederek bir an huzuru bulmaya çalışmakta...

Ayrıca bir başka dikkat çekici nokta: Çizdiği tebeşirden bir anne olsa bile, ayakkabılarını çıkararak ona duyduğu saygı ve sevgi... Ve işte böyle bir çocuğun annesi olmak ve ANNE OLMAK !!!


Şimdi gelelim bir başka yaşanmış "ANNE"liğe;

İLK 1000 GÜN BEBEĞİNİZİN GELİŞİMİ İÇİN NEDEN ÖNEMLİDİR?


Bebeğiniz karnınıza düştüğü ilk günden itibaren, birlikte birçok ilki deneyimlersiniz: ilk kalp atışı, onu karnınızda hissettiğiniz ilk an, başını göğsünüze ilk yaslayışı, ilk gülümsemesi, ilk adımları… O anlarda daha da iyi anlarsınız ki anne olmak; paha biçilemez bir histir ve yalnızca bebeğinizin dünyayı keşfettiği değil, sizin de anne olmayı tüm kalbinizle hissedip tecrübe ettiğiniz, bitmeyen, harikulade bir yolculuktur.
Bebeğinizle geçirdiğiniz ilk 1000 gün, yani hamileliğinizin ilk gününden bebeğinizin 2 yaşına kadar geçen süre, onun sağlığında ve gelişiminde büyük paya sahiptir. Yaşamın bu ilk 1000 gününde bebeğinizin büyüme hızı mucizevidir; ilk 1 yılında kilosu 3 katına çıkar, 2 yaşının sonunda beyin gelişiminin %85’i tamamlanır.
Bu fiziksel ve zihinsel gelişimi etkileyen en büyük faktörlerden biri ise bebeğinizin iyi beslenmesidir.  Bir anne olarak bebeğinizle geçirdiğiniz ilk 1000 günde beslenme düzeninizde sağlıklı alışkanlıklar edinmek ve bu alışkanlıkları bebeğinize de kazandırmak, bebeğinizin hayatının geri kalanında sağlıklı bir birey olarak gelişmesinin temellerini atacaktır.
Aptamil devam sütü, 30 yıldır anne sütü üzerine yaptığı sayısız araştırmalar, uzman kadrosu ve şimdi de ilk1000adım.com'la bu önemli ve keyifli yolculukta tüm annelerimizin yanında.
ilk1000adım.com bebeğiniz ve sizin için önemi büyük olan bu süreçte tüm uzman kadrosuyla yanınızda olmak amacıyla yaratılmış bir web sitesidir. İlk 1000 Adım’da hamileliğiniz boyunca geçireceğiniz fiziksel, psikolojik gelişim ve değişimler, emzirme dönemi ve faydaları, ek besinlere geçiş dönemi ve yürümeye başlama yıllarında doğru beslenme, bebeğinizin fiziksel ve psikolojik gelişimi gibi konularda adım adım bilgiler ve ipuçları bulabilirsiniz.
Bunun yanı sıra bebeğinize özel sağlıklı ve pratik tarifler, size özel sürprizler de ilk1000adim.com’da sizleri bekliyor. Web sitesinin yanı sıra İlk 1000 Adım her an Facebook, Twitter ve Instagram’da da yanınızda.
Şimdi siz de filmimizi izleyin ve #AnneOlmak hashtag’iyle paylaşın... Bebeklerinin tüm ilklerinde yanında olan ve onlar için hep iyisini isteyen annelerimize teşekkürlerimizle.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Monday, 27 April 2015

Soma’daki “Toplumsal Dönüşüm Projesi” Onlarla Hayat Buldu!


Soma İçin Bir Olduk:  Anka Küllerinden Yeniden Doğan bir Kuştur...

Allianz Türkiye, sivil toplum örgütleriyle el ele vererek, bölgede etkilenen vatandaşlara ulaşabilmek, onların yaralarını sarmak ve yeni başlangıçlarını desteklemek için Soma’daydı. Soma’da 2014’te gerçekleşen ve ulusumuzu derinden sarsan maden faciasının ardından, Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği (APHB) ve Bilim Kahramanları Derneği (BKD) ile işbirliği yapılarak “Allianz SomaDA”yı (Soma Dayanışma Ağı) geliştirdi.

Soma’daki faciada 301 işçimizi kaybettik, olaydan yaklaşık 5 bin çocuk etkilendi. “Benim adım Esma, benim adım Sıla, benim adım Dilara, benim adım Abdurrahman… Biz bir robot yaptık. Grubumuzun adı Anka oldu. Anka küllerinden yeniden doğan bir kuştur.” Bilim Kahramanları Derneği’nin projesiyle çocuklar, bilim ve teknolojiyle meşgul oldular, acılarından biraz uzaklaşıp normal hayata döndüler.

Allianz SomaDA”yı kapsamında, BKD ile yapılan işbirliği sayesinde, Soma çevresinde, olaydan etkilenen 6 ilçedeki 16 okulun, Bilim Kahramanları Buluşuyor turnuvasına katılımı sağladı. 34 gönüllü öğretmen, 150’ye yakın öğrencinin oluşturduğu 17 farklı Allianz SomaDA takımını 4 ay boyunca turnuvaya hazırladı. Bu yolla, öğrencilerin normal hayata dönüşü desteklenirken, psikososyal ve kişisel gelişimlerine de katkı sağlanması amaçlandı.

Allianz SomaDA”nın bir ayağı da faciadan etkilenen ailelerin çoğunlukta olduğu Dursunbey’deydi. APHB ile yapılan işbirliği sayesinde, Dursunbey’de bir psikososyal destek merkezi açıldı. Çocuklara, yetişkinlere ve gruplara yönelik üç görüşme odası bulunan Dursunbey Psikososyal Destek Merkezi’nin hizmetleri, merkeze uzak bölgelere de ulaştırıldı.

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Tuesday, 7 April 2015

Joker Baby Dev Mağazalar Altunizade Anne Blogger Etkinliği

Uzunca ama uzunnncaaa bir aradan sonra herkese kocaman "MERHABALAR",

Biliyorum çok ara verdim ama inanın elimde olmayan sebeplerden ötürü. Hatırlarsanız geçen sefer izine çıktığım dönemde de yapmak istediklerimin önüne bir sürü engel çıkmış ve havada askıda kalmış bir çok projem ve işlerimde yarıda kalmıştı. Ama bu seferki aslında çok tatlı ve güzel bir sebep oldu. Az çok bu yazıdan ve ilerleyen dönemlerden de tahmin edeceğiniz ve beraber geçireceğimiz başka bir dönemi daha başlattı benim için. 

Şimdi gelelim bu güzel etkinliğe, Sevgili Arkadaşım Cem Karakuş aracılığıyla Joker'in Altunizade'de yeni açılacak olan dev mağaza haberi ve sonrasında Cesur Doruk Bey'in (biradambirbebek) davetiyle daha mağaza basın lansmanı yapılmadan bizler için bu dev mağazanın içinde ayrılmış olan bir katta tüm anne-bebek bloggerlarla bir araya gelme şansına sahip oldum. 


Ardından bu kadarını beklemediğim ve inanın abartmadığım bir ilgi ve karşılama ve içinde beklediğinizden öte bir mağaza ile karşılaştım. Neymiş bu kadar beğeni ve ilgi uyandıran şey derseniz de; gelin size o anı ve günü şöyle bir özetleyim;

Mağazadan içeri girer girmez, mağazanın kendi sıcak ve gülen yüzlü personellerinin yol göstermesiyle bize ayrılan kattaki davet alanına yönlendirildim. Ardından Sevgili Cem ve Cesur ile buluştum ve etkinliğin detaylarını ve başka etkinlikler üzerine muhabbetimizi sürdürdük. Yavaş yavaş gelen ve sonra sayısı 20'ye yaklaşan ve aşan diğer blogger anneler ile tanışma ve bir arada olma şansını yakaladım. Zaten çoğu hepimizin bildiği ve sosyal medya üzerinden takip ettiğimiz blogger annelerdi. (Lega Bebe- Sevgili Gamze Malkoç, Bebeim Geliyor- Esra Ertuğrul, Doula Anne Esra-Esra Erkut Demiröz, ve daha bir çok blogger arkadaş)

İlk olarak sevgili Aslı Gönül Hanım (Joker Pazarlama Müdürü) yeni açılacak olan Altunizade mağazasının tüm katlarını bizimle beraber gezerek, yeni çıkan ürünlerini, bu mağazanın diğerlerinden farkını, Joker'deki gelişimleri, mağazanın içindeki her bir konsept köşeyi ve ürünleri deneyebileceğimiz bir çok platformu ve çok daha fazla şeyi bizimle birlikte dolaşarak paylaştı.

Bana soracak olursanız, bir oğlum var ve çok fazla çocuğu olan da tanıdığım var, sanırım İstanbul ve İzmir sınırları içerisinde girip çıkmadığım bebeci, bebek mağazası, marketleşmiş mağazalar, bir çok isim altında içinde her şeyi barındıran devası mağazaların hepsini dolaşmış biri olarak ve abartmadan söylüyorum ki, bu Joker ve diğer Joker Mağazaları inanın gördüklerimden ve deneyimlediklerimden hem kapasite hem de ürün çeşidi olarak tamamen farklı. Nesi seni bu kadar cezbetti ve nedir bu farklılıklar derseniz de; işte buyurun:



Thursday, 19 February 2015

Bebeklerde Ek Gıdalara Erken ve Geç Başlamanın Sakıncaları

Merhabalar,

Bir önceki yazımda; bebeklerde ek gıdaya geçiş ve bizim Ali Kerem üzerinden örnek bir ek gıda tablosu ile bu zorlu süreci nasıl atlatırız, önce neyden ve ne kadar başlamak lazım ve ne sıklıkta olmalı, tüm bunlara değinerek sizlerle paylaşmıştım. Şimdi ise ek gıdalarla ilgili olarak, geçiş döneminin ayarlanması, erken ve geç ek gıdalara başlamanın sakıncalarından bahsedeceğim.

Bebeklerde 6-12 ay arası dönem, beslenme açısından oldukça duyarlı bir dönemdir. Bebek memeye bağımlılıktan kurtulmaya başladığı bu dönemde hayatında ilk kez tadacağı besinleri tüketmeye başlar.

Bebeğin ilk altı ay biyolojik ve psikolojik tüm gereksinimlerini karşılayan anne sütü bu aydan itibaren bebeğin gereksinimlerini karşılayamaz. Belki protein gereksinimini karşılayabilen anne sütünün sağladığı enerji, gereksinimin gerisindedir. Bu sebeple, aslında gene anne sütünün bir besleyiciliği söz konusudur ancak o dönemde bebeğin alması gereken miktarın biraz daha altında olduğundan bu şekilde besin takviyeleri ile gelişimin devam etmesi gerekmektedir. Ancak bunun kararını verecek olan kişi tabii ki de bebek olmamakla birlikte bu dönemde sadece annenin isteklerine itaat söz konusu olmaktadır. Yani anne bu geçişi nasıl sağlıklı ve düzenli yürütebilir ve bebeğe besin takviyesi olarak ne verirse, bebek de o yönde bunları alır ve gelişimini devam ettirir.

Ancak gelelim şimdi;


Ek gıdalara erken başlamanın sakıncalarına 
  • Anne sütünün alımını kısıtlar ve proteinlerin günlük enerjiye katkısı azalır. Bu da büyüme hızını etkiler.
  • Alerjik hastalıkların ve özellikle gastrointestinal besin alerjilerinin görülme sıklığını artırır.( Çöliyak hastalığının erken başlamasında gluten ile erken aylarda karşılaşmanın rolü olduğu gösterilmiştir.)
  • Gıdaların kontamine (mikrop bulaşmış) olması olasılığı yüksek olduğundan bebekte enfeksiyon riski artar.
  • Verilen ek gıdalar anne sütünün antienfektif özelliklerini dilüe eder (sulandırır.).
  • Enfeksiyon gerek iştahı azaltarak, gerekse katabolik yollarla kayıpları arttırarak protein ve enerji açısından negatif dengeye neden olur.
  • Özellikle proteinden zengin solid besinlerin verilmesi böbrek solüt yükünü arttırarak hiperosmolarite ve dehidratasyona yol açar.
  • Verilen gıdalar hacimleri çok, enerjileri az gıdalardır, bebekte doygunluk yaratırlar.
  • Obezite riskini artırır.
  • Verilen gıdalar bebekte doygunluk yaratarak anne sütünü alımını kısıtlayabilirler.
Ek gıdalara geç başlamanın sakıncaları 
  • Ek besinlere başlamada gecikme (6 aydan sonra) enerji ve demir sağlamada yetersizliğe neden olur. Böylece çocuğun büyümesi geri kalır, demir eksikliği gelişebilir.
  • Ek gıdalar başlamanın davranışsal bir yönü vardır. 6. ay çocuğun çiğnemeyi öğrendiği dönemdir. Ek gıdalara geç başlanarak bu yetenek kazandırılmazsa, ileride önemli beslenme sorunları ortaya çıkabilir.
Bu dönemde bebeklerin mide kapasiteleri, dolayısı ile bir öğünde alacakları miktarlar kısıtlıdır. Az miktarda besin ile verilmek istenen enerjiye ulaşılması gerekir. Bu nedenle ek gıdalar enerjisi yoğun besinlerden seçilmelidir. Sütlü-unlu mamalar ve yoğurt, anne sütü yanı sıra bebeğe ilk verilecek ek gıdalar olabilir. Sütlü unlu mamalar hazırlanırken buğday unu dışındaki alerjik özellikleri daha az olan tahıl unları yeğlenmelidir. Pirinç unu bu özelliği nedeni ile sıklıkla kullanılır. Başlangıçta sulu muhallebi biçiminde hazırlanarak bebeğe verilen mamaların yoğunluğu daha sonra giderek artırılır. Ardından sırasıyla sebze püreleri, meyve püreleri ve kahvaltıya geçilir. Referans protein olarak kabul edilen yumurta sarısı katı pişmiş halde bu aylarda verilmeye başlanabilir. Dana eti ve tavuk eti gibi protein kaynaklarının diyete eklenmesi 7-8. aylarda olmalıdır. Et başta protein olmak üzere demir, çinko gibi mineralleri de sağlar. Başlangıçta sebze çorbalarına eklenen kıyma şeklinde tüketilen et, daha sonraki aylarda, çiğnemeyi öğrenen bebeğe köfte olarak sunulabilir. Pankreatik amilazın yeterli salgılanmaya başladığı 7-9. aylarda pilav, makarna, ekmek gibi nişastalı besinler verilmeye başlanabilir. Erken dönemde hazırlanan çorbalara eklenen baklagiller daha sonraki aylarda uygun biçimde hazırlanmış olarak diyete eklenebilir. 8-9. ayda diyete balık eklenebilir.

Aile sofrası için hazırlanmış yiyeceklerden bebek için uygun olanların seçilerek bebeğe verilebileceği zaman 9-12. aylardır. Anne evdeki yiyeceklerden uygun olanları seçerek (tuzsuz, salçasız ve baharatsız) bebeğini ideal biçimde besleyebilir. Bebeğin aile sofrası için hazırlanan besinlerle beslenmesi anneye bebeğin eğitimi ve diğer ev işleri için zaman kazandıracaktır. Bu nedenle bebekler 9-10 aylık olduklarında bebeğin eline kaşık verilmeli, kendi kendilerini beslemeye özendirilmeli, kısa süre için de olsa aile bireyleri ile sofraya oturtulmalı ve ev yapımı besinlere alıştırılmaya başlanmalıdır. Anne, aile çocuğu düzenli yemek yemeğe alıştırmalıdır. Doymuş çocuğa ısrar etmek veya az yiyen çocuğu başkaları ile kıyaslamak doğru değildir. Çocuğun büyüme ve gelişmesi normal ise yeterli beslenmiş kabul edilir. Annenin, bu evredeki ısrarcı ve zorlayıcı tutumu, aksine besin reddine yol açabilir. 

Eskiden kilo alımını ve boy uzamasını bu sebeplerle o kadar çok kafaya takıyordum ki, sağlık ocaklarındaki gibi tartı almıştım eve, acaba bu hafta kaç gram aldı, bu ay toplamda ne kadar aldı. Hele ilk zamanlarda aldı mı? verdi mi? neden böyle oldu? ne yapmalıyım yada yapmalıyız? diye kendimi yiyip bitiriyordum. Aslında ne gereksizmiş. Şimdilerde hiç kafaya takmıyorum, 27 aylık oldu oğlum ve artık şuna da alıştım, her hastalandığımızda en bir yarım kilo veriyor, her toparlandığımızda da bunu tekrar yerine koyabiliyoruz yada en azından verdiğimizi almaya çalışıyoruz. 

Annem hep diyor:" Çocuklar çiçek gibidir, bir solar bir açarlar ." diye. Gerçekten de öyle, en ufacık bir şeyde hassasiyetimiz fazla oluyor ve hemen soluyorlar ama sonrasında gene toparlanıp eski neşe ve sağlıklarına kavuşuyorlar... Bu sebeple de artık çok kafaya takmıyorum bu işleri, bir öğün yada gün yemezse bir sornaki öğün yada gün yada acıkınca tüm eksik kalanları tamamlıyorlar zaten....

Umarım bir faydam dokunabilmiştir sizlere.....

Sevgilerimle....

Şuh-i Fidan

Tuesday, 10 February 2015

Bebeklerde Ek Gıdaya Geçiş ve Örnek Bir Ek Gıda Tablosu

Evettt... Sonunda kar gene geldi. Buz gibi bir hava; hava sıcaklıkları 2 derece diyor, ancak hissedilen kısmı -10 derece. Olsun İstanbul'un bu güzel sabahından, tertemiz havasından ve kirpik uçlarına düşen minik kar damlalarının arasından herkese "Merhabalar"...

Bugünkü konumuz, her annenin problemi ve ne yapacağını bilmediği kısaca hepimizin bocaladığı bebeklerde ek mamaya geçiş sürecini birlikte ve en basit şekilde nasıl atlatabiliriz kısmını çözümlemek... 



Açıkçası biz 4. ayımızı bitirdiğimizde başlamıştık ek mamaya. Şimdiki çocuk doktorlarının çoğu 4-6. aylar arasında bebeklerde ek gıdaya geçişi öneriyorlar. Siz de çocuk doktorunuzun önerisine bağlı olarak, bu süreci ayarlayabilirsiniz. Hoş gerçi çevremde bu zaman diliminde bile bebeğini ek mamaya geçirmeyip, 1-1,5 yaşlarına kadar çocuklarını sırf anne sütü ile besleyen annelerde tanıyorum, ancak sonra da hep şu şikayetleri duyuyorum:

"Çocuğum hep beni emmek istiyor, başka bir şey ağzına sokmuyor.",

"Bana güvenerek nasılsa emeceğim diye doğru dürüst bir şey yemiyor.",

"Keşke emzirmek için bu kadar zorlamasaydım da, bari doğru dürüst bir şeyler yiyebilseydi."

gibi gibi bir sürü serzenişleri de çok duydum. Aslında çocuklarda beslenme bozuklukları ve düzgün beslenme alışkanlığı edinememe inanın bu dönemlerde başlıyor. Neden derseniz, ne ekerseniz onu biçersiniz derim. Daha önce deneyimlemiş biri olarak, bu dönemlerde çocuğa hiç bir şey kısmadan ve yeteri kadar verirseniz, çocuk o dozda ve miktarda hep almak istiyor. Bir kaç önceki yazımda anne sütü ve benim çektiğim sıkıntıları sizlerle paylaşmıştım. Ve hep sonuna kadar zorladık ve direndik anne sütü için amma velakin olduğu kadar oldu ve gerisini de biberon mamaları ile takviye ederek bu zorlu süreci aştık. Şimdilerde hep söylüyorum, bir daha çocuk doğurursam ilkinde yaptığım acemilikleri yapmayacağım diye, anne sütü az, yeteri kadar yok ve besleyici değilse çocuğu da eziyet edip, milim milim gram gram biberon maması vererek diyet yaptırmanın bir anlamı yok, yediği kadar içtiği kadar vermek lazım. İnanın çocuğun beslenme düzenini ve miktarını bu çok etkiliyor, kendimizden biliyorum. Niyeyse toplumda şöyle bir algı da var ki, sanki biberon maması içen çocuklar sağlıklı olmuyor, büyüyemiyor yada gerizekalı oluyor. Hayır arkadaş ne alakası var, annenin anne sütü yoksa, beslemiyorsa ne olacak çocuk, aç kalıp, gelişimini tamamlayamayıp, az beslenerek daha mı ileri zekalı olacak... Ay ay kızıyorum çok valla, hem bu algıya, hem bu toplumun basiretsiz görüşlerine ve yeni doğum yapmış olan annelerin üstünde yaratılan bu baskıya...

Neyse gelelim konumuza tekrar, doktor önerinizle birlikte ek gıdaya geçişte ilk başlanılması tavsiye edilen besin öğesi yoğurt oluyor. Tabii ki, her yoğurt değil, evde aldığınız günlük sütleri mayalayarak kendi yaptığınız yoğurt ile başlamak uygun. Sonrasında pirinç unu yada hazır marka firmaların ürünleri olan gece-gündüz hazır mamalar ile hazırlanan muhallebiler oluyor. Tabii ki de en sağlıklısı pirinç unuyla hazırlanan, şahsen ben onu daha çok tercih ettim. İlerleyen dönemlerde siz ikisini de karıştırıp, farklılıklarda yaratabilirsiniz. Sonra sırayla sebze püresi ve meyve süresi bu geçiş sırasında birbirini takip eden besin öğeleri arasında...

Biz hem anne sütü hem biberon maması takviyesiyle 4. aya kadar geldiğimizden bizim için ek gıdaya geçiş sıralaması şöyle olmuştu:

Bu bilgiler ışığında yoğurda başladıktan 1 hafta sonra yoğurdu tam kase, yoğurt başlangıç+4.gün muhallebi başlangıç ve 10.gün muhallebiyi tam kase, muhallebi başlangıç+4.gün öğle sebze püresi başlangıç ve 13.gün sebze püresi tam kase ve son olarak da sebze püresi başlangıç+4.gün meyve püresi ve 17.gün meyve püresi tam kase olacak şekilde öğünleri planlamıştım. Bu zamana kadar biberon mamasını günde 3 kere sabah, öğle ve akşam olarak veriyorduk. Bu aşamadan itibaren Muhallebide tam kaseye geçtiğimiz 10.gün itibariyle gece biberon mamasını vermeyi kesmiş ve tüm öğünlerde tam kaseye geçtiğimiz 17. gün itibariyle de öğle biberon mamasını kesmiştik. Ancak sabah biberon mamasında bir değişiklik olmamıştı birkaç ay. Çünkü sabah kahvaltıları bu süreci atlattığınızdan genelde 1-2 ay sonrasında yani bebek 6-8 aylıkken başlıyor. 

Ancak şunu önemle ve yeniden vurgulamak isterim ki, anne sütü olan anneler, besleyiciliği ve bebeklerinde kilo alımında bir problem olmadığı sürece ilk 6 ay kesinlikle bebeklerini anne sütü ile beslemelidirler...

Sonrasında aşağıda vereceğim, besin tablosuna göre hareket edebilirler.

Ancak tabloyu incelemeden önce şu bilgileri lütfen dikkatlice okuyunuz.
  1. Sabah uykudan uyanış saatlerimiz pek belli olmadığından günü saat 09:00 itibariyle başlattım. Artık sizde çocuğunuzun günlük periyoduna göre bu saatleri ayarlayabilirsiniz.
  2. Ali Kerem geceleri gece mamasını verdikten sonra pek uyanmıyordu. Bu sebeple gece 00:00-01:00'den sonraki ilk öğünümüz sabah saat 08:00- 09:00 oluyordu.
  3. Tüm öğünleri (yoğurt, muhallebi, sebze ve meyve pürelerine) 1-2 tatlı kaşığı ile başlayıp, alıştıra alıştıra 1 kaseye çıkarmak için 1 haftalık zaman dilimi periyotlarına uyum süreci planladım. 
  4. Her çocuk bir değildir, çocuğu bu süreçte zorlamadan, sıkmadan ve yavaş yavaş istemiyorsa bir kaç gün yada hafta aralıklar vererek bu düzene ve beslenme şekline alıştırmak gereklidir.
  5. Öğünler ve saatler sizde şaşabilir, siz de kendi düzeninize göre revize edersiniz.
  6. Yayınlanan tablo bir kural değildir, kişiye özgüdür, fikir vericidir, uyarlanabilir.
  7. Bu tablo bir doktor bildirgesi olmayıp, doktor önerisiyle düzenlenmiştir ve uygunluğu alınarak da denenmiştir.

Şimdi gelelim örnek bir besin tablosuna ve ek gıda geçiş sürecine;

Monday, 9 February 2015

Vişneli İrmik Helvası

Merhabalar,

Dün evde bir tatlı krizim tuttu, dışarı mı çıkıp yesem yoksa evde dolabı mı karıştırıp bir şeyler yapsam derken, ortaya bu manzara ve tatlı çıktı. Ben dışarıda hava soğuk, yağmur var ve nereye gideceğimi hesap ederken bir çırpıda bu helva olup bitiverdi bile... Hem ayak üstü, hem pratik, hem çok masum ama bir o kadar da kışkırtıcı bir tatlı oldu. Benden söylemesi ani bastıran tatlı krizlerine bire bir ve toplam 15 dk'da hazır.


Malzemeler:

  • 1 su bardağı irmik
  • 1 su bardağı toz şeker
  • 2 su bardağı süt
  • 4 yemek kaşığı tereyağı
  • 1 çay bardağından 2 parmak eksik dövülmüş ceviz
  • 1 çay bardağından 2 parmak eksik tane vişne
Yapılışı:

Erkek Bebekler Ne Zaman Sünnet Ettirilmeli?

Merhabalar,


Haftanın ilk yayına sünnet farz'dır deyip, sünnetle başlayalım dedim :) Başlıktaki soruya benim şahsi cevabımda "HEMEN". Sende mi hemen yaptırdın derseniz maalesef hayır ama keşke hemen olsaymış dedim çoğu kez. İlk çocuk olması münasebeti ve aile büyüklerinin de ilk torun olması sebebiyle, artık siz deyin kıyamamaktan mı?, çok küçük olmasını bahane etmekten mi?, toz bile konduramamalarından mı?, batıl inançlardan mı?, yada büyüklerin bile aman daha hemen doğar doğmaz sünnet mi ettirilir? el alem, akraba , hısım ne der? gibi aptal saptal düşüncelerinden midir? nedir? bilmem ama o günlerde kendime başta eşimde olmak üzere, diğer aile bireylerini dinliyor olmaktan dolayı çok kızıyordum. 

Doğmamış çocuğa don biçmek diye bir laf vardır, işte bizimki de o hesap, ortada fol yok yumurta yokken, önceden herkesin bu denli kendini yaptırmamaya hazırlıklı olması açıkçası beni düşündürüyor fakat o dönemlerde gücümün herkese savaş açmaya yetecek kadar olmaması, ilk anne oluşun verdiği acemilikler ve uykusuz geçen geceler, halet-i ruhiye bozukluklarıyla buna gerçekten de gücümün olmamasıydı. Şimdiki aklım olsa, kesinlikle 3 ay 1 hafta beklemez, hemen yaptırırdım.

                     

Ha diyeceksiniz ki, 3 aylıkken bile yaptırabilmiş olman gene bir mucize. Çocuk hala daha küçük, nasıl kabullenildi. Onu da şöyle açıklayım; benimle arasında bir kaç ay olan doğum yapmış bir tanıdığımız, hemen bu işe kalkışmış bu da Emre'yi benimde ara gazımla, gaza getirmiş ve biz büyüklere emrivaki yaparak, hastaneden günü bile almış ve bu işi yaptırmaya karar vermiştik. 

Ama bir eksisi vardı ki bu işin, o da malesef artık narkoz almama ihtimalinin olmamasıydı. Yani 3 aylık bir bebeğin, hareketli oluşu, durmama ihtimaline karşı malesef, hiç bir şey ilk doğumdaki gibi olamayacak ve biz maalesef, 3 aylık bir bebeğe eser miktarda da olsa narkoz aldıracaktık. Ha bu saatten sonra hangi yaşta olursa olsun, bu narkoz etkisi hep olacaktı, o sebeple ne kadar erken ve eser miktarda o kadar iyi diye düşünerek, oğlanı sünnet ettirdik.

Gelin size sünnet fotoğraflarından bir kaç tanesini de göstereyim. O gün bütün hastaneyi bu beyefendiliği, soğukkanlılığı ve sessizliğiyle etkilemiş olan ve sanki 3 aylık bir bebek edası ile değil de, 30 yaşındaki bir adamın duruşuyla kendini herkese hayran bıraktıran Ali Kerem'e....


21.03.2013 Oldu da Bitti MAŞALLAH :):):)

Friday, 6 February 2015

Dün içimden bir Paris bir de Pera Palace geçti...

Merhaba,


Dün fark ettim ki, aslında bu yere gidene kadar, daha önce nerdeymişim, nerelere gitmişim dedim. Yazarken bile hala patisserie'nin müzikleri ve döpiyesli küçük şapkalı servis yapan kadınları var aklımda... Uçuk ve pudramsı tonların kullanıldığı, soft renklerle içinizin açıldığı ve tabii ki de dekorasyonunun tahminimden çok daha güzel olduğu bir yere Tarlabaşı Pera Palace'a gidelim hadi...




Buyurun ben size önden güzel bir kahve yudumlatayım, ardından da kısa bir tarihe dalalım hatta durun gözlerimizi kapatalım, önce bir Paris Sokak'larına dalalım, Şanzelize'den geçelim, küçük bir alış-veriş yapıp hafif bir yorgunluk atmak için bir patisserie'de oturalım, güzel müzikler dinleyelim, bırakalım o müzikler önce bizi güzel kokulu Fransız Kadın'larının yanına sonra da bir tarihe götürsün... 

Haydi o zaman önce bir gözlerinizi kapayın ve şimdi......

Buyurun efendim, kahveniz burada....



Ben size gözlerinizi kapatın ve açın işte Paris'teyiz dememiş miydim? Bu güzel döpiyesli bayanda bize taaa oralardan geldi.... :):):)


Şimdi bırakalım kendimizi tarihe ve 1800'lü yıllara....